Koyu Kırmızı Star Televizyonunda Ekranlara Geliyor


Koyu Kırmızı Dizisi  Star Televizyonda Ekrana Geliyor
Yapımını TMC'nin, yapımcılığını Erol Avcı'nın üstlendiği, yönetmenliğini Atıl-Ulaş İnaç'ın yaptığı, senaryosunu Neşe Şen, Şerif Erol, Meriç Özen, Gökhan Horzum, Gülden Çakır ve Gürcan Yurt'un kaleme aldığı Koyu Kırmızı yeni Star'da ekrana gelecek.

Hayatını böbrek hastası kız kardeşini yaşatmaya adamış, dar gelirli bir öğretmen Cemil (Ozan Güven) ile zengin bir ailenin evlenmek üzere olan inatçı ve sıradışı kızı Ümit'in ( Özgü Namal) geçirdiği kaza sonrasında hayatlarının kesişmesinin anlatıldığı Koyu Kırmızıda ayrıca İpek Bilgin, Sevda Erginci, Çağlar Çorumlu gibi birbirinden başarılı oyuncular rol alıyor. Ayrıntılar için tıklayınız

Aziz Yıldırım 14 Şubat'ta Yer Yerinden Oynayacak 14 Şubat'ta Ne Olacak


Aziz Yıldırım 14 Şubat'ta Türkiye Sarsılacak
Metris Cezaevi'nde tutuklu olan Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım TV8’de yayınlanan ‘Her Şey Futbol’ program yorumcusu Faik Çetiner’e  mektup gönderdi.
  
Aziz Yıldırım  mektubunda,  “14 Şubat’ta yapacağım savunmayla yer yerinden oynayacak, Türkiye sarsılacak” ifadesini kullandı.

Avukat Abdullah Kaya Tazminat Davası Açacağız
Twitter  Abdullah Kaya, “Bu iddia yığınının saçmalığını ispatlayacağız. Sadece 1 maç için şu anda savunmamız 101 sayfa. Başkanımız ‘ben zaten 60 yaşındayım, Fenerbahçe aklansın, ben yatarım önemli değil’ diyor. TOKİ’nin Galatasaray’a stadı yaparken müfettiş raporlarının sümenaltı edilmesi de girecek savunmamıza. Bunun yanında Trabzonspor’un maçlarını nasıl kazandığı dile getirilecek” diye yazdı.

Metin Göktepe'yi Katledilişinin 16. Yılında Sevgi Saygı Ve Özlemle Anıyoruz

Metin Göktepe'yi Katledilişinin 16. Yılında Sevgi Saygı Ve Özlemle Anıyoruz 
Metin Göktepe biyografi
10 Nisan 1968’de, Sivas ilinin Gürün ilçesine bağlı Çipil köyünde dünyaya geldi. Yaşamının ilk 11 yılını burada geçiren Metin, geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlayan, 8 çocuklu emekçi bir ailenin 7. çocuğu ve kendisine, “ölmeyecek, göğe çıkacak, kurtarıcı” anlamında “Mehdi” diye seslenen, çok okuyan bir babanın oğluydu.

İlkokulu, köyün tek okulunda, birleştirilmiş sınıfta okuyan Metin, çalışkan, başarılı, sevilen bir öğrenciydi. Abla ve ağabeylerinin yıllara yayılan göçünün ardından 1979’da annesi ve babasından hemen önce küçük kardeşi Aziz ile birlikte İstanbul’a geldi. Aynı yıl Esenler’deki Harp Dinçsoy İlköğretim Okulu’na kaydoldu ve 5. sınıfı burada okudu. Ortaokula o zamanki adıyla Esenler Lisesi’nde başladı ve liseyi de burada okuyarak şimdiki adıyla Bakırköy İbrahim Turhan Lisesi’nden 1986’da mezun oldu. Lisede de başarılı bir öğrenci olan Metin, mezun olduktan sonra bir yıl dershaneye devam etti ve buradaki başarısıyla, kardeşinin de dershaneye gitmesini sağladı.

Yaz tatillerinde çalışarak harçlığını çıkaran ve böyle okuyan Metin, 1989 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü’ne girdi. Bu sırada fabrikada çalışan ablası, ağabeyi ve 86’dan itibaren kültürel ve sosyal faaliyetlerine katıldığı dernek sayesinde politik mücadele ile tanıştı. Metin üniversitede öğrenci gençlik mücadelesinin aktif bir üyesi oldu. Öğrenci ve işçi hareketinin oldukça coşkulu olduğu bu dönemlerde, birçok kez gözaltına alındı. Çevresinde, sürekli gülen, çok geniş bir arkadaş çevresi olan ve hoş sohbet biri olarak tanınıyordu.

1992 yılının Mart ayında işçi ve emekçi hareketinin gelişimine objektif tutacak bir derginin, Haberde ve Yorumda Gerçek dergisinin çıkacağını öğrenince orada çalışmaya başladı. Yayın hayatı boyunca Haberde ve Yorumda Gerçek Dergisi’nde muhabiri olarak çalışan Metin, 7 Haziran 1995’te kurulan Evrensel gazetesinde başından itibaren yer aldı. Metin, 9 Ocak 1996’da, gazetecilik yaparken, gözaltında polislerce dövülerek öldürüldü. Kaynak: metingoktepe.com

İbrahim Tatlıses 2012 Yılında Çocuğumuz Olabilir

İbrahim Tatlıses 2012 Yılında Çocuğumuz Olabilir, İbrahim Tatlıses 2012 Yılında Esmer Mavi Gözlü Bir Çocuğumuz Olsun İstiyorum, İbrahim Tatlıses  Yüzde Seksen İyileştim, İbrahim Tatlıses  Tamamen İyileşince Düğün Yapacağım. 

İbrahim Tatlıses 2012 Yılında Çocuğumuz Olabilir 

İbrahim Tatlıses akşam yemeği çıkışında  eşi Ayşegül Yıldız ile  elele gazetecilere şu açıklamayı yaptı:

“Sorunlarımızın yüzde 80’i bitti, yüzde 20’si kaldı. Her şey yolunda. 2012’de çocuğumuz olabilir. Bu yüzden bugün yarın ayrılıyorlar, şok diye bir şey yazmayın. Çocuğum esmer olsun mavi gözlü olsun. Yıldız hanım hamile değil aman hamile diye yazmayın ayrıca düğün de yapacağız. Tarihi belli değil ancak düğün yapmadan olmaz. İyileşmeme az kaldı. Tamamen sağlığıma kavuşunca düğünü yapacağız.” diye konuştu.

Trabzonspor Maçına Gelen Taraftarlar Trafik Kazası Geçirdi 4 Taraftar Öldü

Trabzonspor Maçına Gelen Taraftarlar Trafik Kazası Geçirdi 4 Taraftar Öldü 


4 Trabzonspor taraftarı trafik terörüne kurban oldu.
Kocaeli'nde kontrolden çıkarak Seka Tüneli'nin duvarına çarpan otomobilde bulunan 4 kişi hayatını kaybetti.

Edinilen bilgiye göre kaza, D 100 karayolu Seka Tüneli'nde saat 04.00 sıralarında meydana geldi. İzmit'ten İstanbul istikametine seyir halinde bulunan Murat Akçelik idaresindeki 41 KF 298 plakalı otomobil, kontrolden çıkarak tünel duvarına çarptı. Kazada sürücü Murat Akçelik (35), kardeşi Tuğba Akçelik(28), Mehmet Erdoğan (23) ve Zeynep Mehmetoğlu (23) hayatını kaybetti.

Kazada hayatını kaybeden Zeynep Mehmetoğlu'nun Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencisi, Mehmet Erdoğan'ın ise KOÜ Halklar İlişkiler Bölümü öğrencisi olduğu öğrenildi.

Sıkıştıkları araçtan itfaiye ekipleri tarafından güçlükle çıkarılan cenazeler, Seka Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Öte yandan hayatını kaybeden 4 kişinin Körfez İlçesi Hereke semtinde oturdukları ve Trabzonspor taraftarı oldukları İstanbul'a İBB-Trabzonspor karşılaşmasını izlemek için gittikleri idda ediliyor.

Takımımızın Büyükşehir Belediyespor ile oynayacağı müsabakayı izlemek için İstanbul'a giderken İzmit'te geçirdikleri trafik kazası sonucu yaşamlarını yitiren taraftarımıza Murat Akçelik (35), kardeşi Tuğba Akçelik(28), Mehmet Erdoğan (23) ve Zeynep Mehmetoğlu'na (23) Yüce Allah'tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı diliyoruz. Mekanları cennet olsun. Trabzonspor Kulübü

11 Yaşındaki Hamile Çocuk İçin Bolu Valisi Kemik Yaşı Büyük Dedi

11 Yaşındaki Hamile Çocuk İçin Bolu Valisi Kemik Yaşı Büyük Dedi
Bolu Valisi İbrahim Özcimen, 11 yaşında imam nikahıyla evlendirilen kız çocuğu için hastanede hiç bir işlem yapılmamasına kemik yaşı büyük diyerek destek verdi 

Bulu'da, 11 yaşındaki  Z.Ç, 25 yaşındaki E.D. ile imam nikahıyla evlendirildi. Hastaneye kaldırılan N.Ç'nin 11 yaşında ve 8 aylık hamile olduğu anlaşıldı. Hastane yetkilileri 11 yaşındaki çocuğun durumunu ilgili birimlere bildirmedi.Olayın basına yansımasından sonra Mudurnu Savcısı soruşturma başlattı. 

Bolu Valisi İbrahim Özcimen 11 Yaşındaki Çocuk İçin Rızai Bir Evlenme Dedi
Bolu Valisi İbrahim Özcimen, konuyla ilgili açılama yaparak, “Bugün de Sosyal Hizmetler Müdürüm o aileye ziyarete gidecek. Herhangi bir cebir, şiddet yok. Rızai bir evlenme. Anne baba rızasıyla evlenebilecek yani o mahkeme kararı çıkarsa, o yaş tahsis edilmiş olacak, ondan sonra da bir mani kalmamış olacak. Sayın bakanımızın ve valiliğimizin ilgisi devam edecek, devam ediyor” dedi.

Bolu Valisi İbrahim Özcimen Kemik Yaşı Kesinlikle Çok Büyük
Vali Özçimen, 11 yaşıdaki çocuğun 8 aylık hamleliğini ilgili birimlere bildirmeyen hastaneye sahip çıkarak,  “Hekim raporunun hâkim raporuna dönüşmesi gerekiyor. Hâkim karar vermeden benim açıklamam belki soruşturma evrakını açıklama anlamına gelir. Ama kesinlikle çok daha büyük” dedi.

Cezayir'den Türkiye'ye Uyarı Hiç Kimse Cezayirlilerin Kanından Faydalanma Hakkı Yoktur

Cezayir'den Türkiye'ye Uyarı Hiç Kimse Cezayirlilerin Kanından Faydalanma Hakkı Yoktur 

Cezayir Başbakanı Türkiye ve Fransa arasında yaşanan Ermeni soykırımı tartışmasında Türkiye'nin Cezayir tarihine gönderme yapmaktan vazgeçmesini istedi.

Başbakan Ahmed Uyahya,  yaptığı açıklamada, “Türkiye’deki dostlarının Cezayir’in kolonileştirilmesinin ticaretini yapmaktan vazgeçmesini, hiç kimsenin Cezayirlilerin kanından faydalanmaya hakkı yoktur” dedi.

Ece Temelkuran Habertürk'ten Kovulduktan Sonra İlk Kez El Ekber Gazetesine Konuştu


Habertürk’teki işine son verilmesinin ardından Ece Temelkuran Al Akhbar’dan Matthew Cassel’e konuştu

Matthew Cassel: Dünyada olan bitenler hakkında yazmadığınızda, Türkiye’de ne tür olaylar hakkında yazıyorsunuz?
Ece Temelkuran: Kürt meselesi, Ermeni meselesi, kadın hakları, diğer toplumsal konular... Popüler konularla ilgili yazmıyorum. Özellikle Kürt ve Ermeni konuları üzerine.

MC: Bu konular neden popüler değil Türkiye’de?
ET: Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana, Kürtler hep ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüler, politik ve bireysel haklardan yoksundular. Türkiye’de Kürtlere karşı derin ve yaygın bir ırkçılık söz konusu, PKK (Kürdistan İşçi Partisi) adında silahlı bir mücadele var ve Kürt meselesiyle her türlü girişim terör olarak görülüyor. Dolayısıyla Türk medyasının bu konuyu dışarıda bırakması şaşırtıcı değil. Ele aldıkları takdirde de hükümetin bakış açısını yansıtıyorlar.

MC: Her zaman istediğiniz şeyi yazabildiğinizi hissettiniz mi? Hiç sansürlendiniz mi?
ET: Sansürlenmedim ama Kuzey Irak’ta Kürdistan’dan yazdığımda, “Kürdistan” kelimesini kullanmak dahi tabuydu. 2003’te onlarca Kürt çocuğun işkence gördüğünü yazdığımda, insanlar bundan çok rahatsız oldular. Kürt sorunu üzerine yazan gazetecilerin üzerinde her zaman bir baskı var. Ancak medya üzerindeki baskı hiç bugünkü kadar olmadı. Şu anda tutuklanma korkusu var ve bir kere hapse girdiğinde kimse çıkamıyor. Gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener 11 aydır içerideler ve tutuklandıktan 6-7 ay sonrasına kadar neyle suçlandıklarını bilmiyorlardı.
Bu davayı meşru kılmak adına bir hükümet propagandası var ve bu yüzden bu konuda bir yere varmak çok zor. Kocaman bir propaganda aracı. Sadece ulusal değil, aynı zamanda uluslararası.

MC: Kovulmanız sürpriz oldu mu?
ET: Pek değil, çünkü tutuklu gazeteciler ve 35 Kürt sivilin Türkiye’nin Irak sınırında katledilmesi hakkındaki duruşum anaakım medyanın kaldıramayacağı kadar keskindi. Çünkü başbakan birkaç gün önce, katliamdan hemen sonra, “katliam” ifadesini kullananları tehdit etmişti ve ben, bu ifadeyi twitter ve sosyal medyada kullanmıştım.

MC: Bu Türkiye’nin, Fransız senatosunun Osmanlı Türklerinin 1915’te Ermenileri kitlesel olarak öldürmesini bir “soykırım” olarak tanımasından sonra Fransa’ya son dönemde yaptığı uyarıyı hatırlatıyor. Neden kullanılan dil Türk hükümeti için bu kadar önemli?
ET: Çünkü terminoloji siyasi ve ahlaki sorumluluk yaratır. Eğer “katliam” ifadesini kullanırsanız başbakanın katliamdan ötürü özür dilemesi gerekebilir ki o bunu istemiyor. O, daha ziyade, medyayı suçlamak istiyor. Ve o medya da olaydan sonra yaklaşık yarım gün boyunca sessiz kaldı. Hiçbir kanal, başbakanın katliam hakkındaki resmi açıklaması gelene kadar haberleri vermedi, ama bu da yetmedi. Başbakan gazetelerde sadece kendi düşüncelerinin yazıldığını görmek istiyor.

MC: Neden kovuldunuz?
ET: Yazdığım son iki köşe yazısı “fazla tartışmalı” olarak algılanmış olabilir. Bir tanesi “Emret komutan” başlığını taşıyor ve başbakana atıfta bulunuyordu. Yazı, “Öyleyse emirleri sen veriyorsun komutan, ama biz artık seni dinlemiyoruz. Biz bu ülkenin geri kalanıyız! Senin emirlerini artık dinlemiyoruz!” şeklinde bitiyordu.
Son yazı ise öldürülenlerden 19 tanesinin yaşları 12 ile 15 arasında olan çocuklar olduğu hakkındaydı. Erdoğan, Uludere katliamı hakkındaki korkunç konuşmasını yaptı ve gazetecileri suçladı. Ben de ölü sayısını tekrar eden, başbakanın zalimce tavrını acı bir şekilde eleştiren bir yazı yazdım.

MC: Anaakım medyada bunun gibi yazılar yazan tek kişi siz misiniz?
ET: Birkaç kişi daha var ve hepsi de bugün, “biz de işsizler diyarına geliyoruz, bekle bizi” demek için beni aradılar. “Yazılarımızı hep son yazımız gibi yazıyoruz” diyorlar. Herkes önümüzdeki günler hakkında kötümser.

MC: Neden Nedim Şener ve Ahmet Şık gibi kıdemli gazetecileri hedef alıyorlar?
ET: Çünkü bu gazeteciler Gülen hareketinin emniyet teşkilatı ve istihbaharat servisleri içinde örgütlenmesi üzerine yazıyorlar. Ahmet’in kitabının (İmamın Ordusu) taslağını aldılar, ki sonra internette yayınlandı. Nedim’in Gülen hareketinin polis ve hükümet içinde örgütlenmesi hakkında yazdığı kitap basılmadı. İkisi de farklı şeyler üzerine yazıyorlardı, özellikle hükümeti eleştiriyor ve hükümetin olumsuz faaliyetlerini ortaya çıkartıyorlardı.

MC: Hrant Dink kimdi?
ET: Ermeni bir gazeteciydi ve kendi gazetesini kurmuştu. Ermeni hakları ve baskı altındaki azınlıklar hakkında söz sahibi bir gazeteciydi. İstanbul’un merkezinde boynundan vurularak öldürüldü. Nedim onun hakkında kitaplar yazıyordu. Hrant’ın öldürülmesiyle ilgili soruşturmada polisin kayıtsızlığı ve ihmali üzerine yazdı. Hrant aynı zamanda çok iyi bir arkadaşımdı. Ölümünden önce Ermeni meselesi üzerine bir kitap yazmamı istediği için Ağrının Derinliği’ni ona ithaf ettim. Bana çok yardım etti.

MC: Dink’in öldürülmesi Türkiye’de gazeteciliği değiştirdi mi?
ET: Ermeni meselesi anaakım medyada zaten tabuydu ama onun ölümünden sonra Ermeni meselesi hakkında daha fazla konuşmamamız gerektiğini öğrendik. Cenazesi tarihi bir gündü. 100 bin kişi katıldı ve hep bir ağızdan “Hepimiz Ermeniyiz” diye bağırdı. Ermeniler milliyetçi Türkler tarafından her zaman horgörüldü bu ülkede. Bu yüzden Hrant’ın cenazesi modern Türk tarihinde bir dönüm noktası oldu.

MC: Bu sizi ve meslektaşlarınız arasında bir korku yarattı mı?
ET: Bu gazetecilere yapılan ilk ya da son saldırı değildi. O olaydan sonra toplu tutuklamalar geldi. Gazeteciler arasında korku yaratan bir sürü olay yaşandı. Şu anda saldırılar demokrasi adı altında ya da AKP destekçilerinin dediği gibi turbo demokrasi adı altında yapılıyor. Artık işleri çözmek o kadar kolay değil, baskı altındayız. Darbe olduğunda, üniformalı faşist generaller iktidar sahibi olduklarında kimin kötü adam olduğunu söylemek kolaydı. Şimdi durum karmaşık çünkü faşizm bu sefer üniformalarıyla çıkmadı karşımıza. Uluslararası medyanın Türkiye’de olup biteni anlaması bu yüzden bu kadar sürdü.

Türkiye dış dünyada “demokratik imajı”nı nasıl koruyor?
Uluslararası ve ulusal propaganda yoluyla… Anaakım batı medyası kendi devletlerinin dış politika çıkarlarına hizmet ediyor. Bu nedenle de bunu, dışarıdan iyi görünen ve halkın “bon pour l’orient’ (Doğu için yeterince iyi) bir Müslüman demokrasi olarak görmek istediler. Ne Türkiye halkı için ne de Ortadoğu’nun geri kalanındaki halklar için yeterince iyi falan değil. Türkiye, Batı dünyasına demokrat, Doğu tarafına ise Müslüman yönünü göstermek istiyor. Ama açık ki artık bir demokrasi değil. İslam’a gelince, uzman değilim, ama böyle bir zalimlik dinden kaynaklanamaz.

MC: Sizce Türkiye demokratik imajını kaybediyor mu?
ET: Bu imaj kesinlikle değişiyor. Bugün New York Times’ın ilk sayfasındaki haberleri görünce şaşırdım. Sanırım dünyadaki meslektaşlarımızın Türkiye konusunda akılları başlarına gelmeye başladı. AKP demokrasisinin yalanlarına artık inanmıyorlar.

MC: Geçtiğimiz bir yıl içinde birkaç Arap ülkesinde demokrasi için ayaklanmaları takip edip yazılar yazdınız. O ülkelerdeki hükümetlerin insanları ayaklandıran baskıcı tutumu ile kendi ülkenizdeki hükümet arasında benzerlikler görüyor musunuz?
ET: Başbakan Erdoğan’ın Esad gibi davrandığını düşünenlerin sayısı artıyor. Uludere katliamından sonra Erdoğan’ın Esad hakkında önceden yaptığı “kendi halkını öldüren bir başbakan artık meşru değildir” açıklamasına atıfta bulunuyorlar:

MC: Aktivistler, gazeteciler ve Türkiye’de değişim isteyen diğer herkes Arap ayaklanmalarından ilham aldılar mı?
ET: Bu insanlar zaten değişim istiyorlardı ama istedikleri zaman şiddetli saldırılara maruz kaldılar. Seçimlerden sonra gerçekleşen her gösteri biber gazıyla sindirildi. Özellikle Kürtler tarafından yapılan gösterilerde; insanlar vahşi şekilde bastırıldılar ve saldırıya uğradılar. O zaman da protesto ettiler, şimdi de protesto ediyorlar ama muhalefet Türkiye’de çok fazla bölünmüş durumda öyle ki AKP’ye bir alternatif yaratılamıyor.

MC: Türkiye’ye döndüğünüzde başınıza nelerin gelebileceğini düşünüyorsunuz?
ET: Dehşete düşüyorum; ille de hapse atılma fikrinden dolayı değil ama üzerime artık hükümet tarafından istenmeyen kişi damgasının vurulduğunu hissediyorum. Bir süre işsiz kalacağım endişesini taşıyorum, çünkü bu damga yüzünden hiçbir gazete beni işe almaz. Alırlarsa gerçekten şaşırırım.

Sanatçı Azer Bülbül Hayatını Kaybetti

Sanatçı  Azer Bülbül Hayatını Kaybetti

Azer Bülbül Antalya'da Kaldığı Otelin Odasında Ölü Bulundu

Azer Bülbül Antalya'da Kaldığı Otelin Odasında Ölü Bulundu
Sanatçı Azer Bülbül,  menajeri tarafından otel odasında ölü bulundu. 112 ambulansı ekipleri Bülbül'ün solunum yetmezliğinden ölmüş olabileceğini bildirdi.


Arabesk müziğin önemli isimlerinden ünlü sanatçı Azer Bülbül 20 gündür sahne aldığı Antalya’da kaldığı otelin odasında ölü bulundu.

Azer Bülbül Antalya’da hayatını kaybetti. Gerçek adı Sübutay Kesgin olan Azer Bülbül (43) Antalya’da kaldığı Mostar Otel’de hayatını kaybetti.

Antalya’da 20 gündür sahne alan Azer Bülbül, kaldığı otel odasında menajeri tarafından ölü bulundu.
Olayla ilgili inceleme başlatıldı.

Azer Bülbül Öldü

Azer Bülbül Öldü
Sanatçı Azer Bülbül, Antalya'da kaldığı otelde ölü  olarak bulundu. 
Ünlü Türkücü Azer Bülbül hayatını kaybetti. Antalya'da 20 gündür bir gece kulübünde sahne alan Azer Bülbül, otel odasında ölü bulundu

Yaklaşık 20 gündür Antalya'da bir barda sahne alan ünlü sanatçı Azer Bülbül, kaldığı otel odasında ölü bulundu.

Antalya'nın Güllük Caddesi'nde faaliyet gösteren Max Taverna'da her gece 00.30-02.00 saatleri arasında sahne alan ve programı 10 Ocak'ta bitecek olan Azer Bülbül, kent merkezindeki bir otelde kalıyordu. Edinilen bilgiye göre dün geceki programının ardından sabaha karşı otele dönen ünlü sanatçı, bugün akşam saatlerinde kendisini arayan menajerinin telefonlarına cevap vermedi.

Defalarca aramasına rağmen Bülbül'ün cevap vermemesi üzerine otele giden menajeri, ünlü sanatçıyı yatağında hareketsiz halde buldu.

KALP KRİZİ ŞÜPHESİ
Olay yerine çağrılan sağlık ekipleri 43 yaşındaki sanatçının hayatını kaybettiğini belirledi. Otelde cumhuriyet savcısı ve polisin yaptığı incelemenin ardından Azer Bülbül'ün cenazesi, otopsi için Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.

Kalp krizinden ölmüş olabileceği tahmin edilen Bülbül'ün kesin ölüm nedeni otopsi sonucunda netleşecek.

22. ALBÜMÜ YENİ ÇIKMIŞTI
Kars'ın Arpaçay ilçesinde 1969 yılında doğan ve gerçek adı Sübutay Keskin olan Azer Bülbül, ailesiyle birlikte uzun yıllar Almanya'da yaşadı. Müzik yaşantısına "Garip Yolcu" albümü ile başlayan Azer Bülbül daha sonra Halk Müziği - Arabesk tarzında "Yalan Olur", "Ben Sana Vurgunum", "Fırat" gibi albümleri ile adından söz ettirdi ancak asıl patlamayı 1996 yılında çıkardığı "Ben Babayım" adlı albümü ile yaptı. Bu albümde yer alan "Yaralandın mı Ey Can", "Dokunmayın Çok Fenayım" ve "Her An Herşey Olabilir" adlı parçaları ile büyük ses getiren sanatçının 'Duygularım' adlı son albümü ise yaklaşık 1 ay önce piyasaya çıkmıştı. Hayranlarını sesi ve yorumuyla olduğu kadar sahnedeki titremeleriyle de etkileyen sanatçı, bir röportajında, "Titremelerim tamamen duygu yoğunluğu. Ben bile ne yaptığımı bilmiyorum. Çekiyorlar kameraya, izleyince ben bile şaşırıyorum" demişti. Kaynak :internethaber.com 

Rüştü Erdelhun Kimdir Rüştü Erdelhun Kim Rüştü Erdelhun Biyografisi Rüştü Erdelhun Özgeçmişi



Rüştü Erdelhun 27 Mayıs 1960'ta tutuklanan ilk Cumhurbaşkanıdır.


Rüştü Erdelhun Kimdir  

Mustafa Rüştü Erdelhun, (d. 1894 Edirne – ö. 9 Kasım 1983). Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 10. Genelkurmay Başkanı'dır. 

Edirne Lisesi'nden mezun olduktan sonra 1914 yılında Topçu Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'nu bitirdi. Topçu Birliklerinde Batarya Takım Komutanlığı ve Yaverlik görevlerinde bulundu. İzmir Silah Komisyonu'nda görevli iken 2 Nisan 1921 tarihinde Anadolu'ya geçerek Milli Ordu'ya iltihak etti ve İstiklal Savaşı'na katılarak İstiklal Madalyası aldı. 1923 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1926 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1945 yılına kadar çeşitli karargâh ve birlikler ile Tokyo, Roma ve Londra Askeri Ataşelikleri'nde görev yaptı.

1945 yılında Tuğgeneral, 1947 yılında Tümgeneral, 1952 yılında Korgeneral ve 1956 yılında Orgeneralliğe Yükseldi. Tuğgeneral rütbesi ile 15. Tugay Komutanlığı ve Genelkurmay Eğitim Yarbaşkanlığı, Tümgeneral rütbesi ile Genelkurmay Eğitim Daire Başkanlığı, 6. ve 51. Tümen Komutanlığı, MSB İstanbul Tetkik Kurulu Üyeliği, Korgeneral rütbesi ile Tokyo İrtibat Heyeti Başkanlığı, 18. Kolordu Komutanlığı ve Genelkurmay 2. Başkanlığı görevlerinde bulundu. Orgeneral rütbesinde 2. Ordu Komutanı iken, 1 Ağustos 1958 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı. 23 Ağustos 1958 tarihinde atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra 3 Haziran 1960 tarihinde emekliye sevk edildi.

Genelkurmay Başkanlığını yürüttüğü sırada askerlerin siyasete karışmasına ve askeri cuntalara karşı çıkması ile, toplumdaki sosyal ve politik endişeler, anayasa ihlali gibi konulardan rahatsızlık duyan düşük rütbeli silahlı kuvvetler üyelerine karşıt olarak, bu konularda hükümet yanlısı tutumuyla tanındı. Komuta kademesindeki çoğu komutan tarafından da paylaşılan bu tutumun, özellikle bazı genç subaylar arasında yayılmakta olan huzursuzluğu hızlandırıcı bir etkisi oldu. Silahlı kuvvetler içinde gelişen darbeci eğilimler, DP iktidarı kadar silahlı kuvvetlerin komuta kademelerine de yönelikti. Bunların sonucu olarak Erdelhun darbenin gerçekleştiği 27 Mayıs günü tutuklandı, "Yassıada Mahkemesi"nde yargılandı ve idama mahkûm edildi. Ancak bu hüküm daha sonra ömür boyu hapse çevrildi. Cezası, Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tarafından affedildi.tr.wikipedia.org

Eski Genel Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ Tutuklanarak Silivri Cezaevine Koyuldu

Eski Genel Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ Tutuklanarak Silivri Cezaevine Koyuldu