Yıldırım Koç: Sendikaların İçinde Kavga Olmadığı Sürece Yolsuzluklar Açığa Çıkmıyor


Yıldırım Koç: “Mücadele başlıyor, bu sendikacılardan kurtulmak lazım”
Sendika uzmanı ve akademisyen Yıldırım Koç ile sendikacıların yolsuzluklarını anlattığı son kitabı hakkında söyleştik. Büyük bir ekonomik krizin kapıda olduğunu belirten Koç, mevcut sendika yöneticilerinin tutumuyla işçi sınıfı mücadelesinin sürdürülemeyeceğini vurguladı.

Miami’de villa, 27 adet daire, 9 adet lüks otomobil ve jeep, oto galerisi… diye sıralanan malvarlıkları listesi… Tekstil fabrikalarına sahip olup da 42 yıl ilgili sendikada yöneticilik yapmak… 150 trilyon gibi büyük miktarlarda açılan yolsuzluk davaları… Bir bürokrata yıllarca açıktan ödenen maaşlar… Hükümetten gelen bir emirle, Bursaspor’u ihya edecek ödemeler… “Artist şampanyalı”, bol sıfırlı pavyon faturaları… Oğul, kız, gelin, damat, kuzen, artık aile ne kadar kalabalıksa, onlar için uydurulmuş işler ve maaşa bağlamalar… Usulsüz senet tahsilleri, ihaleler… Sahte faturalar…

Liste uzayıp gidiyor. Yukarıda anlatılanlar bir mafya analizi değil aslında. Türkiye’nin sendikacılık tarihinin önemli bir bölümünü özetliyor.
Çok uzun yıllardır sendikal hareketin içinde bulunan Yıldırım Koç ile Epos Yayınları’ndan çıkan son kitabı “Sendikalarda Yolsuzluk Yapmanın El Kitabı” üzerine konuştuk. Büyük yolsuzluk hikayelerinin ayrıntılarını ise kitabı merak eden okuyucuya bırakıyoruz…

'KRİZ GELİYOR, MEVCUT SENDİKAL ANLAYIŞ TEŞHİR EDİLMELİ'

Öncelikle kitabınızın çıkış tarihinin AKP hükümetinin her türlü muhalefet ve özellikle örgütlü güçlere böylesine saldırdığı günlere denk gelmesini sormak istiyorum. Kitabınızda yer alan bilgilerin iktidar tarafından bu amaçla kullanılabileceğinden endişe duydunuz mu?
Hayır, asla böyle düşünmedim. Kitabımın çok önemli bir zaman dilimine denk geldiğine inanıyorum. 2012’nin özellikle ikinci yarısında Türkiye’de ciddi bir iktisadi kriz yaşanacak. Tüm değerlendirmeler bu yönde. Tüketici kredileriyle, kredi kartlarıyla işçiler, çalışanlar gelecekteki kazançlarını bu günden harcadılar. Kredilerle ev, araba sahibi oldular. Fakat borçlanma üstüne kurulan bu sistem 2012’ye gelindiğinde tıkandı. Sistem patlayacak. Ve bu dönemde işçileri büyük bir mücadele bekliyor. Bu kriz patladığında, sendikalar mücadeleye engel mi olacaklar yoksa önderlik mi edecekler?

Eğer bu sendika yöneticileri teşhir edilmeden var olan sistemlerini sürdürürlerse, bu mücadelenin genişlemesini engelleyeceklerdir. Çünkü sendikacıların ipleri hükümetin elindedir. Ama eğer bugün bunları teşhir edersek, bunların tartışılmasını sağlarsak - bugün nasıl Eğitim-Bir-Sen eylem yapmak zorunda kaldıysa- bu sendikalar da buna zorlanacaklardır. Yani, şartlar onları zorladığında yapmaları gerekeni yapacaklar. Şu bilinecek, yapmadıkları takdirde “sizin açığınız var, siz rezil adamlarsınız zaten. O yüzden korkuyorsunuz, kaçıyorsunuz” denilecek.

Yıldırım Koç kimdir? 1975-1980 döneminde DİSK’e bağlı Maden-iş, Yeraltı Maden-iş, Tek Eğitim Büro-iş ve Devrimci Metal-iş sendikalarında toplusözleşme, eğitim, araştırma uzmanı olarak çalıştı. 1980-1983 yılları arasında asistan olarak çalıştığı ODTÜ’ten sıkıyönetim tarafından uzaklaştırıldı. 1985-2008 yılları arasında Yol-iş Sendikası Eğitim Dairesi Başkanı olarak çalıştı. 1993-2003 yılları arasında Türk-iş Genel Başkan Danışmanı olarak çalıştı. 1998 yılından beri ODTÜ İktisat Bölümü’nde dersler veriyor. Aydınlık Gazetesi yazarı, Teori Dergisi Yazı Kurulu Üyesi’dir.
.
Yıllardır temiz unsurların tasfiye edildiği, kendileriyle işbirliği yapanların ayakta kaldığı ve sisteme entegre edildiği bir yapı söz konusu sendikalarda. Üye tabanı bu konuda duyarlı olursa, yöneticilerini bu alanlarda da denetlerse oraya bu tür zaafları öne çıkarmayacak insanları getirirler. Ve o zaman sendikal hareket önemli eksikliklerinden birini kapatmış olur.

Yani bunların teşhiri 2012’de yükselecek olan dalganın önündeki ciddi engeli kaldırma çabasıdır.

Son yıllarda Tekel eylemini dışında tutalım, sendikalardan ciddi bir muhalefet görmüyoruz. Bu durumun en önemli sebeplerinden biri sendikalarda yaşananlar mı?
Son dönemde sendikaların faal olması gereken koşullar yaşanırken büyük bir sessizlik içindeler. Geçmişte büyük eylemler yapmış bazı sendikalar bugün olumsuz gelişmeler karşısında en küçük bir tepki göstermiyorlar. Sebeplerin en önemlilerinin başında bu durum geliyor. Büyük sendikaların yöneticileri hakkında savcılıkta soruşturmalar sürüyor, bir kısmı hakkında da dava açılma aşamasına gelindi.
Yol-İş sendikasıyla ilgili dava 14 Mart 2012’de açıldı. 2008 Eylül’ünde savcılığa yapılan ihbarla başlayan süreç ancak 14 Mart’ta bir iddianameyle sonuçlanabildi. Türk-Metal hakkında ikinci bilirkişi raporu bekleniyor. Aşağı yukarı dosya olgunlaştı, önümüzdeki birkaç hafta içinde çok büyük bir dava açılacak. Çimse-İş’le ilgili de çok büyük bir dava açılacak. Tes-iş’le ilgili bir ihbar dava aşamasına kadar geldi. Fakat daha sonra şikayet dilekçesi geri çekildi ve dava açılamadı. Tek- Gıda-iş ile ilgili dava İstanbul’da sürüyor. Belediye-iş sendikasıyla ilgili bir Denetleme Kurulu Raporu var. Ancak bu dosyayı alamadığım için kitaba koyamadım.

“Bir kere tek başına 'sendika iyi bir şeydir' diye bir şey olamaz. İyi sendika iyi bir şeydir, kötü sendika kötü bir şeydir. Böyle sendikaya gideceklerine hiç gitmesinler. İşçi sınıfı bir başına kahraman değildir. Onu kahraman kılan kapitalizme karşı verdiği mücadeledir. Bu mücadele sürecinde kendini dönüştürür. Bunun önünde engel olacak bir sendikanın ve sendikacının yıpratılması gerekir zaten.”
Yani geçmişte bütün büyük eylemlere önderlik etmiş büyük sendikalar bunlar. Ben bunu şuna benzetiyorum; hani bir ayının burnuna bir halka takar küçücük, çelimsiz bir adam ve koskoca ayıyı oynatır. Şu anda sendikaların ve sendikacıların önemli bir kısmı bu durumda.

'SENDİKALARIN İÇİNDE KAVGA OLMADIĞI SÜRECE YOLSUZLUKLAR AÇIĞA ÇIKMIYOR'

MİT’in elinde bulunan, sendikacılara ait dosyalardan bahsediyorsunuz. Bu dosyalarda neler yer alır? Ve ne amaçla kullanılır?
İstihbarat örgütleri sendikacıları ilk yönetici oldukları andan itibaren izler ve zaaflarını tespit eder. Bu zaaflar kamuoyuna, savcılığa yansımasa bile bir dosyada biriktirilir. Artık zaafları neyse; para mı, içki mi, kadın mı… Bunların hepsi yıllardır, on yıllardır tespit ediliyor. Sendikacı biraz çizmeyi aşmaya kalktığında, bir kişi makamına gelir ve dosyayı önüne atar. Dosyayı gördükten sonra o sendikacı, yarın bir gün büyük bir gazetenin manşetine çıkmamak için kendisine çizilen sınırların dışına çıkamaz artık. Bu sözü geçen sendikacılar, büyük ve çok yüksek aidat geliri olan sendikaların yöneticileridir. Ağırlığı olan sendikaların hemen hepsinin bu konuda açığı var ve çok korkuyorlar. Önüne dosya atılacak olan insanlar sendikacılık yapmamalı.

Sendikalardaki yolsuzluk, hırsızlık ve talanın hikayesi çok uzun yıllar öncesine dayanıyor aslında. Neden bu soruşturma ve davaların başlama süreci sadece son iki yılda yoğunlaştı?
Muhasebe bölümleri sendikalarda kolay kolay kimsenin erişemeyeceği, sadece muhasebe müdürü, mali sekreter ve genel başkanın erişebileceği bilgilerin bulunduğu yerlerdir. Sendika içinde bir iç kavga olmadığı sürece bunlar ortaya çıkmaz.

“Bu dönemde işçileri büyük bir mücadele bekliyor. Kriz patladığında, sendikalar mücadeleye engel mi olacaklar yoksa önderlik mi edecekler? Eğer bu sendika yöneticileri teşhir edilmeden var olan sistemlerini sürdürürlerse, mücadelenin genişlemesini engelleyeceklerdir. Yani bunların teşhiri, önümüzdeki dönemde yükselecek olan dalganın önündeki ciddi engeli kaldırma çabasıdır.”
Çimse-İş Sendikası’nda pavyon faturasının tahsiline kadar gelen pervazsızlık içlerinde bir bölünme olmasaydı asla kamuoyuna yansıyamazdı. Çimse-İş’te 2010 yılında yaşanan kapışmalar nedeniyle bu faturalar ortaya çıktı. Yol-iş’te bir iç bölünme yaşandı, bir grup diğerini tasfiye etmeye çalışırken faturaları Denetleme Kurulu’na verdi. İç kapışma olmasaydı Denetleme Kurulu’na o bilgiler verilmeyecekti. Teksif’te 2007’de yönetim değişti ve dava süreci başladı. Teksif’teki Mali Sekreter İbrahim Yalçınoğlu 42 yıldır mali sekreterdi. Türkiye’de en zengin sendikacıların birinci sırasında Mustafa Özbek, ikinci sırasında İbrahim Yalçınoğlu vardır. Yalçınoğlu, tekstil iş kolunda sendikacıydı ama kendisinin de tekstil fabrikaları vardı. Sendikadan ayrıldıktan sonra şikayet üzerine hakkında dava açıldı. Ancak o sırada bir şey oldu, neler olduğunu bilemiyoruz tabii, yerel mahkeme kanıt yetersizliğinden beraatine karar verdi. Tek-Gıda-İş’te konu yine bir iç kapışma sonucu yargıya yansıdı. Türk-Metal’de süreç Ergenekon soruşturmasıyla başladı. Mustafa Özbek’in açığı aranırken artık sendikada olanlar saklanamaz hale geldi. Tes-İş’te 2008 yılından itibaren bir iç kapışma var. 17 Şube başkanı, Denetleme Kurulu’yla birlikte Mustafa Kumlu yönetimine başkaldırdı. Denetleme Kurulu bir rapor hazırladı, bu kurulun iki üyesi savcılığa başvurdu. Fakat daha sonra bu muhalefet seçimi kaybedince, yapılan pazarlıklar sonucu şikayet dilekçeleri geri çekildi. Büyük ölçüde satın alındılar, çok büyük paralar dönüyor bu işlerde.

'İŞÇİLER SENDİKALARDA YAŞANANLARDAN ÇOK DA HABERDAR DEĞİLLER'

Uzun süre Türk-İş ve Yol-İş’te Genel Başkan Danışmanlığı, Eğitim Dairesi Müdürlüğü görevlerinde bulundunuz. Kitabınızda anlattıklarınızın önemli bir bölümü o yıllarda geçiyor. O zamanlarda tüm bu olanların ne kadarına tanıktınız?
O zaman da konuşuluyordu bunlar ama hiç birinin belgesi yoktu. Yönetimde ya da denetleme kurulunda yer almıyorsanız bu belgelere ulaşmak mümkün değildir. Ve belgesiz bunları iddia etmenin hiçbir anlamı yoktur. Bana pavyon faturaları geldiğinde, oyuna getirildiğimi düşündüm. Çünkü bu kadar pervazsız olabilecekleri aklıma gelmemişti. Teyit için kalktım pavyona gittim. Allahtan üniversite hocası kimliğim var, epey uğraştıktan sonra, eksi ikinci katta loş bir odadaki patrona götürdüler. Bu bilgileri bilimsel bir çalışmada kullanacağımı anlattım. Teyit ettiler ama yine eminim olamadım. İşi sağlama almak için şimdiki Genel Başkan’a da gittim. Başkan bana “hocam onlar ne ki” dedi ve değişik pavyonlardan alınmış bir koçan faturayla geldi.

Anlattığınız sendikaların üyesi olan işçiler de bu söylentilerden haberdar oluyorlardır mutlaka. Onların tepkisi nasıl önleniyor?
Çok haberdar olmuyorlar aslında. Bir kere sendikalarda olan biten gazetelere çok fazla yansımıyor. Yansısa bile bir süre sonra unutuluyor. Tabandaki tepki şöyledir; eğer işçinin ücretinde ciddi bir düşme olmuyorsa, sendikacısı düğününe, cenazesine geliyorsa, hastalandığında ilgileniyorsa, sendikacısının çalıp çırpmasıyla ilgilenmiyor. Ama eğer satın alma gücü düşüyorsa ve hükümet ya da işveren karşısında sendikasının sessiz olduğu konusunda kafasında bir algı oluşmuşsa dedikodular başlıyor. Ve sendika yönetimin düşürülmesi de böylece gündeme geliyor.

Sendikalarda yönetimler böyle mi değişiyor?
Aslında işçi, mücadele zorlayınca değiştirmeye de başlıyor. 1989 Bahar Eylemleri’nin ardından, Türk-iş’e bağlı 33 sendikanın 17’sinde yönetim değişti. 800 şube yöneticisinin yüzde 50’si değişti. Dalga yükseldiğinde bunun sendika yönetimlerini değiştirmemesi olanaksız. Asıl değişim bununla oluyor. Yaşanacak olan çok ciddi siyasi ve ekonomik krizler bir fırsat aslında. Sıradan bir işçi, mücadele sırasında başarılı bulmadığı sendikacısını, başarısızlığının nedenlerinden birinin bu tür zaaflar olduğunu kavrarsa doğal olarak değiştirir.

'İŞÇİLER KÖTÜ SENDİKAYA ÜYE OLACAKLARINA HİÇ SENDİKALI OLMASINLAR'

Bir zihniyetin yanı sıra, bu sendikacı modelini bir sistem yaratıyor aslında. Bunun önüne nasıl geçilebilir?
Sendikanın öz yönetimiyle kolay becerilebilecek bir şey değil bu. Sistemin sürekli bu tipte sendikacılar yaratmasının en önemli sebeplerden biri dışarıdan siyasal yapılanmaların bu alandaki çalışmalarının çok yetersiz olmasıdır. Siyasi yapıların bu alanda teknik alt yapıyı bilerek, sendikayı bilerek, işçiyi bilerek belli bir birikimle daha çok ve daha etkin çalışmaları gerekiyor. Ancak, siyasi oluşum ve partilerin hemen hepsi bu alanda çok zayıf. Eğer eksiklerini bilip tamamlayarak bu alana girerlerse, sendikalardaki bu tip oluşumların önüne ciddi bir şekilde geçilir. Siyasi oluşumların örgütlediği işçi sayısının hiçbir önemi yoktur aslında. Kısa bir süre sonra mücadeleye bu kişiler önderlik ederler ve değişim başlar.
Hem, siyasi oluşumlar sendikaların ve işçilerin içinde yer alırlarsa o zaman ortaya çıkacak tepkiyi daha farklı bir toplumsal sürece kanalize edebilirler de. 1980 öncesinde DİSK’te bunun çok önemli örnekleri yaşandı.

“Dosyayı gördükten sonra o sendikacı, yarın bir gün büyük bir gazetenin manşetine çıkmamak için kendisine çizilen sınırların dışına çıkamaz artık. Bu sözü geçen sendikacılar, büyük ve çok yüksek aidat geliri olan sendikaların yöneticileridir. Ağırlığı olan sendikaların hemen hepsinin bu konuda açığı var ve çok korkuyorlar. Önüne dosya atılacak olan insanlar sendikacılık yapmamalı.”
Sendikacılarla ilgili kitabınızda anlattıklarınızın, sendikalaşma çalışmalarını olumsuz etkileyebileceğinden kaygı duydunuz mu?
Böyle düşünmüyorum. Bir kere tek başına “sendika iyi bir şeydir” diye bir şey olamaz. İyi sendika iyi bir şeydir, kötü sendika kötü bir şeydir. Böyle sendikaya gideceklerine hiç gitmesinler. Yol-İş sendikası bir dönem Türkiye’deki en önemli, en kitlesel eylemleri yapmış sendikaydı. Şimdi gıkı çıkmıyor. “Şalter inecek, hükümet gidecek” diye eylem yapan Tes-İş’ti. Şalteri indirecek olan onlardır. Keza Türk-Metal, 100 binin üstünde üyesi var. Hangi ciddi eylemde görüyoruz bu sendikaları? Çünkü tüm bu sendikaların yöneticileri, hükümetin savcıların, MİT’in elinde oyuncaklar. Bu yöneticiler, bu halleriyle önderlik edeceklerine yıpransınlar. Bursa’da 6 bin Bosch işçisi Birleşik Metal’e geçti. Bu geçişi engellemek için Türk-Metal işverenle birlikte çalıştı.

İşçi sınıfı bir başına kahraman değildir. Onu kahraman kılan kapitalizme karşı verdiği mücadeledir. Bu mücadele sürecinde kendini dönüştürür. Bunun önünde engel olacak bir sendikanın ve sendikacının yıpratılması gerekir zaten. haber.sol.org.tr

Çocuk Yuvaları Kapatılıyor Çocuk Evlerinde Nasıl Bir Nesil Yetiştirilecek Endişesi


Çocuk evlerine dindar yapı
2014'e kadar çocuk yuvası kalmayacak. Uzmanlar kaygılı: Dindar nesil mi yetiştirilecek?

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın devlet korumasındaki çocuklarla ilgili başlattığı “çocuk evleri” projesi, 2014 yılına kadar tamamlanacak. Projeye göre ülke genelindeki bütün çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtları kapatılarak yerine “çocuk evleri” açılacak.

Hükümetin çocuk evi uygulamasını faydalı bulmalarına karşın farklı amaçlarla personel istihdam edildiğini kaydeden Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) Başkanı Dr. Çetin Erdolu, “O evlerde nitelikli personel kullanılmadığı gibi sağlanan taşeronlar siyasi kadrolaşmanın bir parçası. Dindar gençlik yaratmayla ilgili girişim söz konusu” dedi.

Bakanlık kararıyla Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesindeki bütün yatılı yetiştirme yurtları, 2014 yılına kadar boşaltılacak. Taciz, tecavüz ve şiddet haberleriyle gündeme gelen yetiştirme yurtlarında kalan kimsesizler, 2 yıl içerisinde apartman veya müstakil dairelerdeki çocuk evlerine yerleştirilecek. 0-18 yaş grubundaki kimsesizler, buralarda 6-8 kişilik evlerde barındırılacak. Temel amacı yetiştirme yurtlarındaki mevcut koğuş sisteminin bırakılıp çocukların ev ortamında, sosyal yaşamdan kopmadan yaşamasının hedeflendiği çocuk evlerinin sayısı şu an 500’ü geçmiş durumda.

Yetiştirme yurtlarının dönüştürüldüğünü kaydeden SES Başkanı Dr. Erdolu, “Çocuk ve sevgi evleri, daha insani şartların olduğu, konforlu barınma yerleridir. Ama burada yapılan değişiklikler kapsamında görüyoruz ki istihdam edilen personelin büyük bölümü yine siyasi kadrolaşmanın bir parçası olan taşeron olacak. Söz konusu evler, bakanlığın teşkilat yapısını düzenleyen KHK ile büyük ölçüde dernek ve vakıflar eliyle desteklenebiliyor. Bizim örgüt olarak illerde gördüğümüz uygulamada, din motifli örgütler buralarla ilişkiye geçiyor. Sonuç olarak burada ideolojik bir tavırla örgütlenme söz konusu. Dindar gençlik yaratmayla ilgili bir girişim söz konusu” dedi.

Sağlık ve sosyal hizmetlerle ilgili eleştirel yorum yaptıklarında karşılarına “Eskisi daha mı iyiydi” sorusunun çıkartıldığını dile getiren Erdolu, şu an atılan adımın bilim dışı olduğunu belirterek “İyi değildi, ama bilerek çökertildi. Tıpkı SSK hastanelerinde sağlığın çökertilmesi gibi. Hizmetin yüzde 50’sini hasta ödüyor. Aynısı şimdi sosyal hizmetler için de yapılmaya çalışılıyor. Devletin ideoloji yapısına uygun gençlik yetiştirilmek isteniyor.” Sevil Arınan / Cumhuriyet Ankara Bürosu

Kakule Nedir Kakule Ne Demek Kakulenin Anlamı Kakule Nerelerde Kullanılır


Kakule nedir, niçin kullanılır?
İlk duyduğumda patlıcan reçelinin tarifini alırken, günlerce düşündüm sonradan adı ne idi nerede bulabilirim neye yarar ne yapabilirim diye.

1984 lü yıllarda biraz zordu bulmak. Ferruze hoca yurt dışına sık sık çıktığı için oradan alıyordu.

Sonralarda Türkiye'de bazı aktarlarda da satılmaya başlandı.

Özellikle akşamcılar veya ağzı kokanlar bunu çiğnediğinde kötü kokuyu gerçekten yok ediyor.

Ağız içinde de hoş tad ve koku bırakıyor.

Pilava da katıyorum parlalık veriyor. Tane tane oluyor.

Kakule, zencefilgiller ailesinden Elettaria ve Amomum cinslerini kapsayan bitkilerin genel adıdır.

Batı ve Güney Hindistan, Güneydoğu Asya’nın sıcak bölgelerinde yetişen, 4-5 m boyunda, büyük yapraklı çok yıllık bir bitki cinsidir. Özellikle Güney Hindistan’ın bataklık ormanlarında yabani olarak yetişir.

Kakulenin meyveleri 1-2 cm uzunlukta, sarımsı yeşil ve kirli beyazımsı renktedir. Tohumları mercimek şeklinde ve büyüklüğünde, kırmızımsı esmer renkte olup, keskin kokuludur. Kakule yetiştiği yere göre isim alır. Seyhan kakulesi, Malabar kakulesi, Siyam kakulesi gibi.

Tohumları meyvelerinin kurutulup, ayrılmasıyla elde edilir. Yemeklere özellikle de baklagillere ve balığa katılır. Muhallebi, sütlü tatlılar, hoşaflar, çay ve kahvede çeşni verici olarak kullanılır. İsveç ve Finlandiya'da unlu mamullere de katılır. Hintliler nefesleri güzel koksun diye tohumlarını çiğnerler. Kakule tohumları reçine, nişasta ve uçucu yağlar taşır.

Hoş lezzeti ve kokusundan dolayı baharat olarak kullanılır.

Dizanteriyi tedavi eder.

Bol idrar söktürür.

Mideyi çalıştırır, gaz söktürür.

Mide gazı dolayısı ile meydana gelen kalp rahatsızlığını önler.

Mide bozukluğu sonucu meydana gelen Migreni geçirir.

Akciğerler için antiseptiktir.

Bronşite çok faydalıdır.

Kakule, dövülerek toz haline getirilip, buruna çekilirse nezleyi keser.

Ağız Kokusuna: Kakule Aktarlarda kapsül şeklinde bulunan (çekirdek kakule diye satılıyor olabilir) kakuleden yanınızda bulundurun ve gün içerisinde sakız gibi çiğneyin. Hem ferahlatır hem de ağız kokusunu giderir.

Mide Bulantısı İçin: Mideniz bulandığında, kaynatacağınız nanenin içerisine bir tutam kakule atın ve daha sonra limon ve bal ilave ederek için. Bulantınız iyileşecektir İştahsızlık için: İştahsızlara Kaynatılmış kakule esmer şeker veya balla tatlandırılıp içildiğinde iştahsızlık probleminin çözümünde bir hayli yol almış olursunuz. Kakule, Nane ve kekikle beraber kaynatılıp içilen kakule hem mide yaralarına hem de midede oluşan gazların giderilmesinde faydalıdır.

Zihin açmak için : Zihni güçlendirici etkisi vardır. blog.milliyet.com.tr

  

CHP'nin 34. Olağan Kurultayı Parti Meclis Üyeleri Listesi

CHP'nin 34. Olağan Kurultayı Parti Meclis Üyeleri Listesi 
CHP'nin 34. Olağan Kurultayı 17-18 2012 tarihinde Ankara Arena Spor Salonu'nda  yapıldı. Kurultayda Kemal Kılıçdaroğlu yeniden CHP Genel Başkanı seçildi. 60 kişilik Parti Meclisi (PM) ve 15 kişilik Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) yeniden belirlendi.  

Parti Meclisi seçimleri için kayıtlı olan 1.282 delegeden, 1.230'u oy kullandı. Oyların 1.081'i geçerli sayılırken, 149 oy da geçersiz sayıldı. 

Seçilen Parti Meclis Üyeleri Listesi 

Adnan Keskin 826
Haluk Koç 807
Umut Oran 786
Şafak Pavey 762
Murat Karayalçın 738
Faik Öztrak 700
Ayşe Gülsün Bilgehan 686
Veli Ağbaba 686
Levent Gök 682
Engin Altay 663
Gökhan Günaydın 663
Bihlun Tamaylıgil 654
İhsan Özkes 637
Mehmet Volkan Canalioğlu 623
Perihan Sarı 616
Osman Faruk Loğoğlu 608
Candan Yüceer 591
Fikri Sağlar 572
Durdu Özbolat 562
Hurşit Güneş 561
İlhan Cihaner 536
Alaattin Yüksel 533
Sena Kaleli 528
Zühal Samlı 528
Nihat Matkap 524
Faruk Demir 522
Bülent Tezcan 503
Sezgin Tanrıkulu 488
Gürsel Tekin 472
Mehmet Emrehan Halıcı 462
Seniye Nazik Işık 461
Bülent Kuşoğlu 459
Ercan Karakaş 459
Hüseyin Yaşar 452
Halit Toraman 444
Gülseren Onanç 439
Erdoğan Toprak 428
Ekrem Kerem Oktay 427
Onursal Adıgüzel 427
Ayşe İnci Beşpınar 426
Meryem Gül Çiftçi 425
Yakup Akkaya 420
Tekin Bingöl 403
Aytun Çıray 401
Berrin Gülçay Dilekçi 398
Gökçe Pişkin 397
Emel Yıldırım 390
Hüseyin Saygılı 389
İbrahim Yener 381
Seynur Yıldırım 380
Çetin Soysal 376
Dursun Bulut 366
Umut Akdoğan 363
Ramazan Ertuğrul Kaplan 360
Kutsiye Benan Baykal 359
Lamia Yıldız Tokman 338
Ali İhsan Köktürk 323
Yüksel Çakmur 323
Mehmet Necati Yağcı 318
İdris Yıldız 315
Ali Rıza Öztürk 314
Muhammet Çakmak 313
Bedii Süheyl Batum 302
Hamdi Fidan 300

Bilim Yönetim ve Kültür Platformu (BYKP) Parti Meclis Üyeleri
Metin Feyzioğlu, Oğuz Oyan, Hülya Güven, Sencer Ayata, Gaye Usluer, Burhan Şenatalar, Birgül Ayman Güler, Seyhan Erdoğdu oldu.

CHP  Yüksek Disiplin Kurulu(YDK) Üyeleri  
"İhsan Kalkavan, Şenal Saruhan, Tülay Ateş, Atila Emek, Süheyla Sumru Karaer, Mustafa Moroğlu, Saniye Barut , Sezgin Kaya, Soner Karakuş, Refik Eryılmaz, Zuhal Sirkecioğlu Dönmez, Selahattin Balta, Turan Aydoğan, Münin Akgül, Mustafa Ülkü Caner" 

Kemal Kılıçdaroğlu 1164 Oyla yeniden CHP Genel Başkanı Seçildi

Kemal Kılıçdaroğlu 1164 Oyla yeniden CHP Genel Başkanı Seçildi
Kemal Kılıçdaroğlu, 17 Temmuz 2012 tarihinde yapılan yeniden CHP Genel Başkanı Seçildi

Kılıçdaroğlu yeniden genel başkan

Kemal Kılıçdaroğlu, CHP 34. Olağan Kurultayı'nda 1164 delegenin oyuyla, yeniden genel başkanlığa seçildi.

CHP' 34. Olağan Kurultayı'nda Kemal Kılıçdaroğlu, 1164 delegenin oyunu alarak yeniden genel başkanlığa seçildi.

Ankara Spor Salonu'ndaki kurultayda 1232 geçerli oyun 1164'ünü alan Kılıçdaroğlu, yeniden genel başkan oldu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yeniden genel başkanlığa seçilmesinin ardından bir teşekkür konuşması yaptı.

Sanatçı Onur Akın'la sahneye gelen ve Akın'ın, ''Bir ıslık da sen çal'' şarkısı eşliğinde salonda bulunanları selamlayan Kılıçdaroğlu, değişim, dönüşüm, aydınlık bir Türkiye için, hiç kimseyi ötekileştirmemek, herkesi kucaklayarak, baştacı ederek, Türkiye'yi yaşanabilir bir ülke yapmak adına yola çıktıklarını belirterek, şunları söyledi:

''Kardeş kavgasının olmadığı, çocukların yatağa aç girmediği, barışın, huzurun, onurun olduğu bir ülke için yola çıktık. Yolculuğumuz devam edecek. Bu süreçte destek, gönül veren, el veren herkese şükranlarımı sunuyorum. Hepinize yürekten muhabbetlerimi sunuyorum.''

Kılıçdaroğlu'nun teşekkür konuşmasının ardından kurultayın birinci gün çalışmaları tamamlandı. Kurultay Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyeliklerine seçim yapmak üzere yarın sabah 08.30'da yeniden toplanacak.yurtgazetesi.com

Carrefoursa Türkiye'den Ayrılıyor Mu



Haluk Dinçer ve üç yönetim kurulu üyesi istifa etti
CarrefourSA Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Dinçer ve üç yönetim kurulu üyesi Carrefoursa Yönetim Kurulu'ndaki görevlerinden istifa etti. Dinçer'in Sabancı'daki Perakende ve Sigorta Grup Başkanlığı görevi ise devam ediyor.

CarrefourSA Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini 2004 yılından bu yana yürüten Haluk Dinçer, Yönetim Kurulu Üyeleri Faruk Bilen, Mehmet Tevfik Nane ve Zeynel Korhan Bilek, CarrefourSA Yönetim Kurulu’ndaki görevlerinden istifa etti.

Haluk Dinçer istifasına ilişkin olarak yaptığı açıklamada, “Sabancı olarak CarrefourSA’da yüzde 38.8 hisseyle azınlık durumdayız. Çoğunluğa sahip Carrefour’dan gerekli destek ve katkıyı göremediğimizden faydalı olamayacağımızı anladık ve arkadaşlarımızla istifa kararı aldık” dedi.

CARREFOUR TÜRKİYE'DEN ÇIKACAK MI?
Fransız perakende devi Carrefour'un Türkiye'den çıkacağına yönelik haberler son günlerde sıkça dile getiriliyor. Carrefour'un istifa eden global CEO'su Larse Oloffson'un yerine gelen yeni CEO'su Georges Plassat, geçtiğimiz ay içerisinde yaptığı açıklamada Türkiye’deki operasyonlarını devam ettirmelerinin belirsiz olduğunu söylemiş ve bu sözler çıkış sinyali olarak algılanmıştı.

Sabancı Grubu ise bu konuda kendilerine ulaşmış ya da alınmış bir karar olmadığını açıklamıştı.

Öte yandan Carrefour, geçtiğimiz ay Yunanistan'daki operasyonunu da yerel ortağı Marinopoulos'a devretmiş ve ülkeden ayrılmıştı...devamı için linki tıklayınız

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Suriye'de Düşürülen Uçak Terlikle Mi Sapanla Mı Düşürüldü


“Uçak terlikle mi sapanla mı düşürüldü?“
CHP lideri kılıçdaroğlu, ''23 gündür, uçağı düşen, neden düştüğü belli olmayan, artık mizah konusu olan bir Türkiye olabilir mi? 'Efendim uçak terlikle mi düşürüldü, sapanla mı düşürüldü?' Böyle bir ülke yönetimi olabilir mi?'' diye sordu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin 17-18 Temmuz'da toplanacak 34. Olağan Kurultay'ı hazırlıkları kapsamında genel merkezde il başkanlarıyla bir araya geldiği toplantı öncesinde gazetecilere açıklamalarda bulundu.
Türkiye için hayırlı, sorunlara çözüm getiren bir kurultay olması dileğinde bulunan Kılıçdaroğlu, ''Bu kurultayımızın da CHP için ciddi bir değişim ve dönüşüm kurultayı olacağına yürekten inanıyorum'' dedi.

'BU İSTANBUL'A YAKIŞMIYOR'

Türkiye'nin ''dağ gibi sorunlarla'' boğuştuğunu, ancak iktidarın bu sorunlara çözüm üretemediğini söyleyen Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: ''10 yıldır bu ülkeyi yönetenler, bu ülkenin hiç bir sorununa çözüm getirmediler. Daha fazla süre istiyorlarsa İstanbul'a dönüp baksınlar. 20-25 yıldır İstanbul'u yönetiyorlar. Bütün İstanbullular'a şunu söylüyorum; eğer arabanın içinde 5 saat beklemeyi göze alıyorsanız, bundan memnunsanız 'bu yönetim çok iyi 5 saat bizi yolda tutuyor, 5 saat az. 25 saate de biz razıyız' diyorsanız, adresiniz belli. Gidin Adalet ve Kalkınma Partisi'ne ve onun yöneticilerine oy verin. Ama 3 büyük imparatorluğa başkentlik yapmış bir İstanbul'a bu yakışmıyor, niçin İstanbul'a Paris'e gelen turistten çok daha fazlası gelmesin. İstanbul niçin bir dünya başkenti olmasın, neden bir cazibe merkezi olmasın diyorsanız' onun yolu ve adresi de bellidir, CHP'dir.''
Kılıçdaroğlu, İstanbulluların Ege'ye Akdeniz'e gittiklerinde buradaki CHP'li belediyelerin çalışmalarına, İzmir'deki Aydın'daki uygulamalara bakmalarını isteyerek, bir kentin nasıl yönetileceğini böyle görebileceklerini söyledi.
İlk tercihli yolu, metroyu gündeme getirenlerin CHP'li belediyeler olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, ''Yeniden çağdaş kentler yaratmak istiyorsak İstanbul'un ayıbından Türkiye'ye kurtarmak istiyorsak, adresi bellidir. Bu kurultayımızda bunları dile getireceğiz. Bu kurultayımızda bu sorunları değil, çözümlerini de dile getireceğiz'' diye konuştu.

'UÇAK TERLİKLE Mİ SAPANLA DÜŞÜRÜLDÜ?''

Telefonları dinlenen, üniversiteleri konuşmayan bir demokratik ülke olamayacağını ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: ''23 gündür, uçağı düşen, neden düştüğü belli olmayan, artık mizah konusu olan bir Türkiye olabilir mi? 'Efendim uçak terlikle mi düşürüldü, sapanla mı düşürüldü?' Böyle bir ülke yönetimi olabilir mi? Türkiye bunu hak ediyor mu? Bizim insanımız bunu hak ediyor mu? Böyle bir yönetimi hak ediyor mu? Türkiye'nin daha iyi bir yönetime ihtiyacı var. Daha uygar bir yönetime ihtiyacı var. Eleştirileri sabırla dinleyen bir yönetime ihtiyacı var. Bu kurultayımızı bu hava içinde topluyoruz.

"ÖNCE YÖNETENLERİN MAL VARLIĞI ARAŞTIRILISIN"

Efendim, 28 Şubat sürecinde tartışılan isimlerin, hakkında soruşturma açılan isimlerin mal varlıkları araştırılacakmış. Gayet güzel, hiç itirazımız yok. Ama önce bu ülkeyi yönetenlerin, siyasi liderlerin mal varlıkları araştırılsın. 'Kızıma 20-25 bin gönderin' diyen kişiler bunu hangi gerekçeyle hangi iş adamından niye istiyorlar, bunlar araştırılsın. Önce buradan başlayalım. Balık baştan kokmasın. Ben şimdi buradan bir teklifte bulunuyorum; önce benim mal varlığımın araştırılmasından başlansın. Ben gocunmuyorum. Bir siyasetçi de çıkıp bunu bütün yürekliğiyle dile getirmeli ve söylemeli, önce benim mal varlığımdan başlansın. Siz başlarının mal varlıklarını bırakın. Halkı yöneten, yönetme erkine sahip olan insanın önce kendi halkına hesap verme sorumluluğunu üstlenmesi lazım.''

''YENİ KADROLARLA YOLA ÇIKACAĞIZ''

Neredeyse herkesin komşusuna bile düşman hale geldiğini belirten Kılıçdaroğlu, ''Sabah akşam hakaret boyutuna ulaşan eleştirileri gündemine alan bir Başbakan'dan umut mu beklenir'' dedi.
Kılıçdaroğlu, ''Yeni kadrolarla yola çıkacağız. Yeni bir anlayışla yola çıkacağız. İnsanı seven, inançlara eşit mesafede olan herkesin inancına saygı duyan hiç kimseyi etnik kimliğinden ötürü ötekileştirmeyen Türkiye'nin en temel sorunlarına çözüm üreten bir anlayışa ihtiyacımız var'' diye konuştu.

"AKP'NİN GÜNDEMİNDE TEK ŞEY VAR"

Kılıçdaroğlu, ''AKP'nin gündeminde bir tek şey var; sabah CHP, öğlen CHP, akşam Kemal Kılıçdaroğlu. Ertesi gün, sabah CHP, öğlen CHP, akşam Kemal Kılıçdaroğlu. İstediklerini söylesinler. Biz bu toplumu saydam bir toplum yapmaya, zenginleştirmeye, kaynaştırmaya, topluma barış getirmeye, barışın ülke coğrafyasının her alanında olmasını sağlamaya çalışacağız. Hedefimiz budur. Bu hedeflerle, bu ilkelerle kurultayımız topluyoruz. İl başkanlarımızla da bu çerçevede bir görüşme yapacağız'' diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, açıklamalarının ardından basın kapalı yapılan il başkanları toplantısına geçti. Toplantıda, 34. Olağan Kurultay'da belirlenecek parti yönetimine ilişkin il başkanlarının görüş ve önerilerini alacak. yurtgazetesi.com

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 17-18 Temmuz'da Yapılacak CHP Kurultay Sürecini Anlattı


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Yeni CHP "yi ve kurultay sürecini Cumhuriyet'e anlattı 

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile genel başkan yardımcıları Faruk Loğoğlu ve Faik Öztrak, önceki gün akşam Cumhuriyet yazarları ve yöneticileriyle bir yemekte bir araya geldi. Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız, Yayın Kurulu Başkanı Orhan Erinç, Ankara Temsilcisi Utku Çakırözer, Yazıişleri Müdürü Miyase İlknur, yazarlar Işık Kansu ve Ahmet Tan ile haber müdürü Emine Kaplan ve parlamento büro şefi Türey Köse'nin sorularını yanıtladı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu "yeni CHP" tartışmalarıyla ilgili olarak "6 ok tartışılmaz. Artık hizipler bitecek, kanatlar olacak" derken, kurultay için de "Keşke rakip çıksa, yarış berekettir. Bir genel başkan kendisinden sonrası için adaylar, 2., 3. adamlar yetiştirebilmeli, onların önünü açabilmeli. Demirel ikinci-üçüncü adam yetiştirseydi partisi duracaktı" mesajı verdi. Kılıçdaroğlu, PM anahtar listesi için dengeleri gözeten "cambazlıklar" yapmak gerektiğini, henüz 60 kişilik mi yoksa daha genişletilmiş bir anahtar liste mi hazırlayacağı konusunda karar vermediğini söyledi.

CHP' DE DEĞİŞİM OLACAK :

Kurultay afişlerindeki "Demokrasi ve değişim" sözleriyle, hem içe hem dışa mesaj veriyoruz. İçeride değişim, partinin gerçek anlamda evrensel sosyal demokrat çizgiye oturması için. Yeni PM, MYK büyük ölçüde yeni parti programının hazırlanmasında etkili olacak. Yeni hazırlanacak program partinin dışa dönük hedef ve ilkelerinde ciddi değişikler öngörecek. Bu amaçla Almanya, İngiltere, Kuzey ülkelerindeki, Güney Amerika'daki sosyal demokrat partilerin programlarını getirdik, tercüme edildi. Daha henüz bu aşamadayız, henüz şunu yapacağız, diye genel bir ilke belirlenmiş değil.

HİZİPLER BİTECEK, KANATLAR OLACAK :

(PM raporundaki 'Sosyal demokratlar, liberaller, sosyalistler, Atatürkçüler...' ifadeleriyle ilgili)
Oradaki "liberal" sözünü, aslında özgürlük olarak yorumlamak lazım. Yani ekonomik anlamda bir liberal değil, sosyal anlamda, özgürlük anlamında... Hizip adama endeksli bir anlayış, kanatlar ise düşünceye. Hizipler bitecek. Ama kanatlar olmak zorunda. Partinin kendisini yenilemesi için, yeni düşüncelere açık olması için gençleşmeyle birlikte bu da olacak. Dünya değiştikçe partide de bu değişime ayak uyduranlar ve ayak uyduramayanlar olacak.

ULUSALCILIK ETNİK KİMLİK DEĞİL :

(Ulusalcıların 'partinin ekseni kaydı' suçlamalarıyla ilgili sorular üzerine)
İşin püf noktası şu: Hedefiniz ne? Eğer ilkeniz çağdaş uygarlıksa, bütün sorunları aşabiliriz. Yani ulusalcılığı da gelenekselciliği de belki bu çağdaş uygarlık potasında alıp yoğurup ileri götürmemiz lazım. Ulusalcılığı etnik kimlik bağlamında düşünürseniz, CHP'nin bu anlayış içinde yeri yoktur ve olmamıştır da. Ama ulusalcılığı ulusal çıkarlar üzerine inşa edilen bir politika olarak düşünürseniz zaten CHP öteden beri bunu savunuyor. Etnik kimlik bağlamında bir politika üretmememiz lazım. İnsanların sorunları olabilir. Ama bunu milliyetçilik adı altında bir politika olarak ortaya koymamamız gerekiyor.

ERDOĞAN VEKİLLERİ MAHKUM KABUL EDİYOR :

(Başbakan Erdoğan'ın tutuklu milletvekilleriyle ilgili sözleri)
Başbakan onları mahkûm kabul ediyor. Kafasında suçlamış. Niye aday gösterdiniz, diyor. Milletvekillerinin, o sözleri nedeniyle tazminat istemesi lazım. Umutsuz değilim. Tahliye olabilir. Tutmaları için bir neden yok.

CUMHURBAŞKANI YABANCI DİL BİLMELİ :

(Cumhurbaşkanlığı için aday profiliyle ilgili sorular üzerine)
Çağdaş, eğitimli, iyi yabancı dili olan bir insan -şimdi Erdoğan'da bu yokTürkiye'ye yakışır bir insan. Siyasi parti kimliğini çok fazla öne çıkarırsanız, geniş kitlelerden oy alamayabilirsiııiz. Gerçekten tarafsızlığı ile, yazar çizerse yayınları ile herkesin sevebileceği, düzgün bir fiziği olan bir insan. Aklımda bir isim yok, dersem doğru olmaz.
("Ecevit, gönlümdeki aday Mehmet Haberal demişti" anımsatması üzerine) Ama şimdi söylemeyeyim. Yeni bir Silivri yolcusu çıkarmayalım.

MİLLETVEKİLLERİ BELEDİYELERE ADAY OLMAYACAK :

("Yerel seçim için oransal bir hedefiniz var mı" sorusu üzerine)
Hayır. Yerel seçim çok farklı çünkü. Adayın kimliği, becerisi, çalışkanlığı oy almada çok etkin. Dolayısıyla bizim bu süreçte iyi adaylar bulmamız lazım. AKP ve onun medyası CHP'li belediyeler çalışmıyor diye algıyı topluma şırınga etmeye çalışıyor. Oysa bizim belediyeler gerçekten çok iyi çalışıyor. Belki bir iki istisna var, ben de biliyorum. Adaylar belirlenirken başarılarına bakılacak. Disiplinsizlik yapanların, çalışkan olmayanların gözünün yaşına bakmayacağız. MYK'ye giren ya da milletvekili olanlar ilçe belediye başkan adayı olmayacak. İl belediye başkan adayı olabilir.

6 OK TARTIŞILMAZ :

("Program çalışmalarında 6 ok tartışılabilir mi" sorusu üzerine)
Hayır hayır... 6 oku biz aynı zamanda çağdaş uygarlığa bir hedef olarak görüyoruz.

MASADAN KALKMAYIZ :

Anayasa masasından kalkarsak, CHP 12 Eylül Arayasası'nı savunan parti konumuna düşmüş olacak. Bu anayasadan şikâyet etmiyor muyuz? Tutuklu milletvekillerinin tutuklu kalmasına yol açan bu anayasa değil mi? Bu anayasa Atatürk'ün vasiyetini çiğneyip Türk Dil Kurumu'nu, Türk Tarih Kurumu'na kapatan bu anayasa değil mi? AKP ile olmaz, oturmuyoruz masaya dersek, oturmadan nereden biliyorsun AKP ile olmayacağını, derler. Oturduk masaya, oybirliği olmadan bir madde çıkmayacak. Anayasada öyle hükümler var ki, biz onları daha demokratik bir anlayışla yazmak istiyoruz, karşı çıkan AKP. Biz bunları tutanaklara geçiriyoruz. Ama masaya oturmasaydık, AKP'nin gerçek yüzünü asla Batı'ya da bu ülkenin bazı aydınlarına da anlatamazdık.

BAŞKANLIK SİSTEMİ YAPAY :

Başkanlık sistemi tartışmaları yapay. Yok ki öyle bir tartışma. Parlamentoda da yok anayasa komsiyonunda da yok. Cumhurbaşkanı'nın yetkileri, maddesi gelir. Fazla; biz o yetkilerin kısıtlanmasını istiyoruz.

PM İÇİN CAMBAZLIK YAPACAĞIZ :

İlklerin, yeniliğin, değişimin partisiyiz. Yüzde 33 kadın kotası koyan ilk partiyiz. Kota her yerde tam uygulanamadı ama kadınların sayısı delegede yüzde 400 arttı. Yüzde 10 gençlik kotası getirdik. 30 yaşın üstünde gençler de partide olacaklar. Kadın ve gençlik kolları başkanlarına PM'de yer almasını istediğiniz isimleri söyleyin, dedim. Tabii bu işin kolay tarafı, zor tarafı; bir parlamento dengesi var, bir de parlamento dışı denge var. O dengeyi yaparken gene bir cambazlık daha yapmanız lazım, bölge dengesini de kurmanız lazım. Milletvekillerine, il başkanlarına da soracağım.

İKİNCİ ADAMLARIN ÖNÜ AÇILMALI :

("Bu kuraltayda rakibiniz yok ama yerel seçimlerde başarılı olamazsanız, diye hesaplar yapılıyor" anımsatması üzerine)
Hesap yapmak güzeldir. Ülkenin çıkarları üzerine hesap yapıyorsanız tamam bir sorun yok. Ben hiçbir zaman genel başkan adayı çıktı diye kızgınlık duymam, intikam alırım gibi bir anlayışa sahip olmam. Tam tersine, eski genel başkan adaylarından Haluk Koç'u, Umut Oran'ı getirdim MYK'ye. Bir genel başkanın temel görevlerinden biri de kendisinden sonra genel başkan adayı yetiştirmesidir, önünü kesmemesidir, yetiştirmesidir. Türk siyaseti bu yüzden kısırlaştı. Demirel ikinci, üçüncü adam yetiştirseydi, partisi duracaktı. 2. ve 3. adam olmalı, bunların önü açılmalı, aday da olabilmeliler.

YARIŞ BEREKETTİR :

("Karşınıza aday çıkmasını ister miydiniz" sorusu üzerine)
Yarış her zaman berekettir, heyecan getirir, partiye dinamizm getirir. Keşke olsaydı, niye olmasın?

BAYKAL’A SAYGISIZLIĞI SİNDİREMEM :

Kurultay çalışmaları dolayısıyla bir görüşmemiz olmadı. Herhangi bir ortam olursa neden olmasın? Partinin kültüründe eski parti büyüklerine saygı göstermek temel bir kuraldır. Bunun ihlal edilmesini asla içime sindiremem. Bir il başkanı, eski genel başkanı karşılamam, dedi. Kendisini ilk gördüğüm yerde bütün partililerin önünde azarladım. Gideceksiniz karşılayacaksınız.

DEMOKRASİ MANİFESTOSU AÇIKLAYACAĞIZ :

Kurultay sonrası ilk hedefler beyannamesi yayımlanmıştı. Yine böyle; demokrasi, özgürlükler manifestosu yayımlamayı düşünüyoruz. Orada bir sürpriz, yeni önerilerimiz olacak. Temiz işadamları PM'ye girecek PM'de saygın, kamu ihalelerine bulaşmamış işadamlarını da almak istiyorum. Böylece CHP iş dünyasına mesafeli, iş dünyası CHP'ye oy vermiyor, algısını kaldırıp atmak istiyorum. CHP toplumun her kesimiyle sosyal demokrat pencereden ilişki kurmak durumundadır.

ANAHTAR LİSTE SAYISINA KARAR VERMEDİM :

İki seçenek var önümüzde. Deniyor ki; PM 60 kişi. 60 kişilik bir anahtar liste verin. İkinci öneri de; çok değerli arkadaşlarımız var, 60 kişiyle sınırlamayalım bunu. 70-8090 kişilik anahtar liste gönderelim, örgüt buradan 60 kişiyi seçsin. Böylece örgüte de güvendiğimizi göstermiş oluruz. Öbürünü söyleyenler, ayıp olur, diyor. Bunu il başkanlarına soracağım, ondan sonra karar vereceğim.

ÇARŞAF LİSTE OLACAK :

Ben bloktan yana değilim. Çarşaf listeyi işaretlemek zaman alıyor. Kabin sayısını çok artıracağız. Kurultayın ilk günü adayların isimlerini alacağız. Ertesi gün saat 11,00'de -en geç 12.00'de anahtar liste gelecek.

PM ÜYELERİ MİLLETVEKİLİ OLMASIN :

PM üyeliğinin milletvekilliği için basamak olması doğru değil. Geçmişte, "PM'ye girenler başka görev alamazlar" diye bir düzenlemenin olduğu bir dönem olmuş. Vekil olamazlar, diye açıkça yazmıyor; başka bir görev alamazlar, diye yazıyor. Oraya gelen kişi siyaset üretir, ak saçlılar denilen ekip olur, MYK'yi de samimi olarak denetler. Öyle bir yapı olabilir. Ama bunun için tüzük değişikliği gerekiyor.

GÜRSEL TEKİN HALKA DOKUNUYOR :

("Tekin yönetime girecek mi" sorusu üzerine)
Düşünüyorum, Gürsel Bey halka dokunan bir insan.

DERVİŞ’E ADAYLIK ÖNERMEDİM :

Kemal Derviş Bey'le ekonomiyi konuştuk. Dışarıdan Türk ekonomisi nasıl görülüyor, onu konuştuk. Daha önce havaalanında da karşılaştık, o da yine spekülasyon oldu. Adaylık önermedim.

SARIGÜL BAŞARILI :

Kapımız herkese açık. Kısıtımız yok. İsteyen herkes partiye gelebilir. Bir belediye başkanı üstü üste seçim kazanıyorsa başarılı demektir.

MHP, AKP'YE DESTEK VERDİ :

("Katiller bırakılıyor. Bu aflarda MHP ile anayasa pazarlığının etkisi var mıdır" sorusu üzerine)
Onu bilmiyorum. Ama çok kritik dönemlerde MHP'nin daima AKP'ye destek verdiğini hepimiz biliyoruz.
Cumhuriyet

Tahliye Edilen Katliamcısı Muhsin Kehya Yetmez Ama Evetçilere Teşekkür Etti


Hepinize selamı var!  
Tahliye olan katilden 'evet'çilere teşekkür
12 Eylül Darbesi öncesinde iki CHP il başkanı ve bir emniyet müdürünü öldürdüğü halde AKP'nin son 'yargı reformu' sayesinde serbest kalan Muhsin Kehya, hem Erdoğan'a hem de 12 Eylül Referandumu'na 'evet' diyenlere teşekkür etti

AKP'nin üst yargıdaki tüm operasyonlarının önünü açan 12 Eylül Referandum düzenlemesine 'evet' ve 'yetmez ama evet' diyerek destek verenlere, Erdoğan'ın ardından bir teşekkür de eli kanlı faşist katilden geldi.
3. Yargı Paketi düzenlemesiyle serbest kalan Cevat Yurdakul’un katili Muhsin Kehya, referandumda “evet” oyu kullanarak kendilerini destekleyenlere teşekkür etti.

3. Yargı Paketi düzenlemesi ile bir katil daha serbest kaldı. Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul’un katili Muhsin Kehya Elbistan E Tipi Kapalı Cezaevi’nden tahliye edildi. Ülkücü Kehya, ayrıca dönemin CHP Kayseri ve Antalya İl Başkanları’nın da katili olmaktan hüküm giymişti.

KEHYA: ERDOĞAN SÖZÜNDE DURDU
Tahliyesi'nin ardından Elazığ’da yerel yayın yapan bir televizyon kanalının canlı yayına katılan Muhsin Kehya, cezaevinde kaldığı sürede Saidi Nursi’nin kitaplarını okuyarak geçirdiğini, Kur’an okumayı öğrendiğini ve kendini ibadete verdiğini söyledi. "Son yıllarımı genellikle Risale-i Nur üzerine yoğunlaştırdım" diyen Kehya, tahliye olup olmayacağı konusunda bir beklentisinin olup olmadığı sorusuna şu yanıtı verdi:
"Sayın Erdoğan’dan böyle bir beklentimiz vardı. Sözünde durdu sağ olsun. Kendisine buradan teşekkürlerimi iletiyorum. Ayrıca bütün AK Partililere, Bülent Arınç’a, Selçuk Özdağ’a, Haluk İpek’e ve tabi genel kurulda desteklerinden ötürü MHP’ye hepsine ayrı ayrı teşekkürlerimi iletiyorum. Hala daha heyecanım devam ediyor benim. Kendi köyüm, sevdiklerim ve aileme kavuştuğum için mutluyum."

PİŞMAN DEĞİLMİŞ!
BBP’nin merhum Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun, "O dönem gençler kullanıldı" sözlerine katılmadığını belirten Muhsin Kehya, "Bu rahmetlinin kendi görüşü. Ben özellikle şunu söyleyeyim. O kullanma kelimesini biraz abartılı buluyorum. Ben kullanılmadım şahsen. Ama bir başka ülkücü ağzıyla konuşmak da istemiyorum. O günün şartlarında öyle gerekiyordu, öyle bir mücadele verdim. Dolayısıyla herhangi bir pişmanlık falan da duymuyorum. Allah rahmet eylesin o öyle düşünmüşse kendi fikridir, kendi görüşleridir. Bu anlamda ben kullanıldığımı sanmıyorum" dedi.

'AKP İLE GİDİŞAT GAYET İYİ'
Türkiye’nin geleceği konusundaki düşüncelerini anlatan Muhsin Kehya, "Vallahi AKP doğrultusunda ülkenin gidişatı şimdilik gayet iyi. Biz memnunuz şahsen. Ben aslında siyasetten uzak bir insanım. Ben ülkücüyüm. Ülkücü ile MHP’nin çizgisi farklı bana göre. Benimki daha farklı. Ben İslami ağırlıklı bir ülkücüyüm. İslamiyete gönül vermiş bir insanım" dedi.

3’üncü Yargı Paketi kapsamında serbest kalmasına gösterilen tepkilere değinen Kehya, "Aslında bu bir af değil, sadece adalet sağlandı. Sol taraflar, sol kesim daha evvel 91 yasasına göre 10 yıl yatıp tahliye oldu, bizler keyfi olarak içeride tutulduk. Ben şu an 14 sene boşu boşuna hapis yatmış oldum. Ve eğer Ak Parti böyle bir yasayı gündeme getirmemiş olsaydı, ölünceye kadar hapiste tutulacağıma dair mahkeme kararı vardı benim hakkımda" diye konuştu.

TEPKİLER DİNMİYOR
Öte yandan; Bahçelievler Katliamı'nı yapan faşist katillerin serbest kalmasına tepkiler dinmiyor. Önceki gün TKP'nin, Bahçelievler Katliamı'nda 7 TİP'linin öldürüldüğü evin önünde yaptığı eylemden sonra, bugün de ÖDP Bursa İl Örgütü, TİP'lilerin mezarını ziyaret edecek.

Rakamla
13!
Serbest kalan faşist katil Muhsin Kehya'nın, AKP 3. Yargı Paketi'ni yapmasaydı hapiste kalacağı yıl sayısı.

Neden önemli?
12 Eylül 2011’de yapılan Anayasa referandumunda AKP’ye destek veren bazı “sol” partiler, “yetmez ama evet” söylemiyle referandumdan “evet” sonucu çıkmasının Türkiye’yi demokratikleştireceğini iddia ederken, “hayır” oyu verilmesi çağrısı yapan ÖDP, TKP,EMEP, Halkevleri gibi örgütlere ise 12 Eylül destekçiliği, ulusalcılık türü suçlamalar yöneltmişlerdi. birgun.net

Burak Özçivit Malkoçoğlu Bali Bey Rolüyle Sinema Filminde Oynuyor


Burak Özçivit'e hayatının rolü teklif edildi
Cüneyt Arkın’ın ardından Burak Özçivit de beyazperdede ‘Malkoçoğlu’ rolüyle boy göstermeye hazırlanıyor. Çekimlerine Eylül ayında başlanacak film, önümüzdeki sezon vizyona girecek.

Malkoçoğlu efsanesi yeniden beyazperdeye taşınıyor. Cüneyt Arkın ile özdeşleşen karakteri bu kez Burak Özçivit canlandıracak. Yapımını Tims Productions’ın, yapımcılığını ise Timur Savcı’nın üstlendiği “Muhteşem Yüzyıl” dizisinde Malkoçoğlu ailesinden Bali Bey karakterini canlandıran Özçivit, yine Tims Productions’ın çekeceği sinema filminde yeni bir Malkoçoğlu serüveni ile sevenlerinin karşısına çıkacak. Çekimlerine eylül ayında başlanacak filmin önümüzdeki sezon vizyona girmesi planlanıyor.

Herkes Bali Bey’i soruyordu
Burak Özçivit, “Muhteşem Yüzyıl”dan sinema filmi için ayrıldığını söyledi: “Beni sokakta gören herkes, Bali Bey’in diziden neden ayrıldığını soruyordu. Filmi çekebilmek için bu sürece ihtiyacımız vardı. Malkoçoğlu’nu yeniden beyazperdeye taşıma fikri yapımcımızdan geldi. Şimdi Bali Bey gibi tarihi bir karakterle yeniden bir araya gelmenin heyecanını yaşıyorum. Film için hazırlık sürecimiz, diziden ayrıldığım günden beri devam ediyor. Hedefimiz, herkese hitap edecek bir film çekmek. Bali Bey’i şimdiden ben bile merak ediyorum.”

Malkoçoğulları kimdir?
Birkaç yüzyıl boyunca Osmanlı devletine birçok akıncı komutanı kazandırmış soylu bir Türk ailesi olan Malkoçoğulları, 14, 15 ve 16’ncı yüzyıllarda, Fatih Sultan Mehmet ve II. Bayezid devirlerinde yaşamış, özellikle Rumeli’de yaptıkları başarılı akınlarla tanınmış, Amasya kökenli bir akıncı beyinin soyundan gelen aile mensuplarına verilen addır.televizyongazetesi.com

Küçük Yaşta Çocuğu Taciz Eden Hüseyin Üzmez Türkiye'ye Artık Şeriat Gelmeli Daha Ne Bekleniyor Dedi


Tacizci Hüseyin Üzmez: ‘Artık şeriat gelmeli’
Küçük yaşta kızı alıkoyma ve cinsel istismardan dolayı 14 yıl hapis cezası alan ve cezası Yargıtay tarafından onaylanan eski Vakit gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez, polisler tarafından “aranırken” Sözcü gazetesine röportaj verdi. Üzmez, bu ceza bana vız gelir derken, Türkiye’ye artık şeriat gelmesi gerektiğini söyledi.

Küçük yaşta bir kıza “cinsel istismar” ve “alıkoyma” suçundan 14 yıl hapis cezası alan Hüseyin Üzmez, polisler tarafından bir türlü bulunamazken, Sözcü gazetesine röportaj verdi. Üzmez, “Bu ceza bana vız gelir. Önemli olan şeriat kanunlarıdır. O yüzden bu ülkeye daha fazla gecikmeden şeriat gelmeli. Daha bunun için ne bekleniyor? Memleketin daha fazla mahvedilmesine seyirci mi kalınacak” dedi.

Polisler tarafından “aranırken” bir bakımevinde Sözcü gazetesine röportaj veren Üzmez, günde 8-10 gazete aldığını ancak kendisi hakkında tutuklama kararı verildiğini bilmediğini söyledi.

Taciz ve istismar suçları Yargıtayca onaylanan Üzmez şu açıklamalarda bulundu:

“Bana cezayı verilecekse, Şeriat kanunlarına göre verilmeliydi. Ben bu cezayı tanımıyorum. O yüzden İslam Devleti bir an önce kurulmalı ve şeriat hükümleri A’dan Z’Ye kadar eksiksiz uygulanmalıdır. Türkiye, Şeriatı uygulamak için daha ne bekliyor anlamadım. Şeriat uygulanırsa sevinirim. Şeriat yalnız Türkiye’de değil, ABD’de bulunan Müslümanlar için de geçerli olmalı” haber.sol.org

Emekli General Uçak Suriye Tarafından Düşürülmedi Kazayla Düşmüş Olabilir


Emekli general: Uçak kazayla düşmüş olabilir
Genelkurmay'ın Suriye tarafından düşürülen jetle ilgili yaptığı açıklamayı, NATO'da görev yapmış emekli Tuğgeneral Ali Er yorumladı: 'Uçak düşürülmedi, kaza sonucu düştü' şeklinde algılanabilir.

Genelkurmay, Suriye tarafından düşürülen Türk uçağıyla ilgili olarak ''Enkaz üzerinde inceleme sürüyor. Uçak enkazı üzerinde petrol türevi herhangi bir yangın başlatıcı maddeye rastlanmadı'' açıklaması yaptı.

Hürriyet gazetesinden Zeynep Gürcanlı'nın haberinde, bu teknik açıklamanın ne anlama geldiği NATO'da görev almış Emekli Tuğgeneral Ali Er'e soruldu.

Er, bunun "Uçak düşürülmedi, kaza sonucu düştü" olarak algılanabileceğini iddia etti.
Hiçbir yanıcı madde, mühimmat izi olmamasının, uçağın "kaza sonucu düştüğü" anlamına gelebileceğine dikkat çeken Emekli General Er, "Eğer kaza ile düştüyse de üç seçenek var; ya bir arıza olmuştur, ya pilotaj hatasıdır, ya da o bölgede tanımlanamamış bir cisimle çarpışıp düşmüştür" dedi.

TANIMLANMAMIŞ CİSİM?
Haberde Er'in, Genelkurmay'ın açıklamasındaki, "tanımlanamamış cismin' ne olabileceği sorusuna verdiği yanıt da yer aldı:

"O bölgede dolaşmakta olan, herhangi bir ülkeye ait, herhangi bir gemiden atılmış bir insansız istihbarat aracı olabilir. Ancak bu durumda bile, böyle bir istihbarat aracı güdümlü olmadığından, uçağı hedef alamayacağından, çarpışmışsa bile, bu bir kazadır"

"TÜRKİYE'Yİ DİKKATE ALMIYOR"
Emekli General Er, Suriye'nin "uçağı düşürdük" açıklamasının ne anlama geldiğine ilişkin yorumu ise şöyle:

"Teknik veya başka bir nedenle düşen uçağımızı Suriye, kendi iç politik hedefleri doğrultusunda kullanmak mı istemiştir? Suriye karasularına düşen uçağımızı Suriye ben vurdum diye mi üstlendi? Hükümet de Suriye’nin tuzağına mı düştü? Bu senaryo başka bir felaketin habercisidir.

Özellikle Türkiye ile ilişkilerin gergin olduğu bir dönemde, Türkiye için “meşru müdafaa” veya “savaş sebebi-casus belli” olabilecek bir uçak düşürme eyleminin Suriye tarafından üstlenilmesinin tek bir mantıklı açıklaması olabilir; artık Suriye Türkiye’yi ne bölgesel bir güç ne de çekinilecek bir komşu olarak dikkate alıyor. Başka bir ifade ile Türkiye’nin ve TSK’nin caydırıcılığının dibe vurduğunun resmidir...

Belki gerçekten uçaksavarlar tarafından uçağımıza yönelik saldırı gerçekleşti. Ve uçak pilotları reflesk olarak, kaçınmak için manevra yaptılar. Bu da uçağın kontrolünü kaybedip, düşmesine yol açtı. Biz vertigo değir. Bazen böyle durumlarda duygu kaybı olur. Pilot levyeyi yukarı çekerken, denize doğru dönüverir. Yani, Suriye karavana atmış, uçağımız da kaçınmak için de manevra yaparken, düşmüş olabilir. Ancak bu durum da kazaya girer"

"FÜZE İHTİMALİNİ ORTADAN KALDIRIYOR"
Ayrıca haberde adının açıklanmasını istemediği belirtilen emekli bir amiralin değerlendirmesi de yer aldı: “TSK’nın açıklaması, uçağın füzeyle vurulma ihtimalini ortadan kaldırıyor. Çünkü petrol türevi yakıt kullanan füzelerin çarptığı yerde yanık olur. Oysa TSK açıklamasında böyle bir ize rastlanmadığı belirtiliyor. .haberfree.com

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Numan Kurtulmuş Görüşmesi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Numan Kurtulmuş Görüşmesi 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, HAS Parti Genel Başkanı Numan Kurtulmuş'la saat 11.00'de, AKP Genel Merkezi'nde görüştü.

Kurtulmuş: Başbakan'dan Has Parti'nin AKP'yle Bütünleşmesi Teklifini Aldık
Has Parti Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, Başbakan Erdoğan'la yaptığı görüşme sonrası açıklama yaptı. Kurtulmuş, "Has Parti'nin AKP'yle bütünleşmesi teklifini aldık. Partili arkadaşlarımızla görüşeceğiz" dedi.

Kurtulmuş, "Sayın Başbakan’ın tekliflerini aldık, görüşlerimizi paylaştık. Sayın Başbakanımızın bizim HAS Parti ile AKP'nin bütünleşmesi konusundaki tekliflerini, davetini bugün aldık” dedi. Yeni Türkiye'nin inşası için bir birleşme imkanı olabilir mi müzakere edeceğiz, kamuoyuyla paylaşacağız" dedi.