Nuray Mert'le 28 Şubat Röportajı

Nuray Mert: Kabustu, gerçek oldu 
Evrensel gazetesinden Fatih Polat, Milliyet’in yazılarına son verdiği Nuray Mert ile 28 Şubat’ı konuştu.

28 Şubat süreci neydi? 28 Şubat sürecinin Deniz Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Güven Erkaya, “Bu defa Silahsız Kuvvetler halletsin” diyerek medyanın o müdahaledeki rolüne işaret etmişti. Bugün 28 Şubat’ı eleştiren çok köşe yazarı var. Medyanın o dönemki tavrı açısından neler söylenebilir?
28 Şubat postmodern darbesini, sadece askerlerin sivil siyaset üzerindeki vesayeti ile açıklamak doğru olmaz, hatta yanıltıcı olur. 28 Şubat, 80 sonrası genel siyasi tabloya ilişkin diğer etkenleri bir yana bırakırsak, öncelikle, İslamcı hareketin yükselmesine karşı, laiklik adına hareket eden tüm çevrelerin, askeri desteği arkasına alarak, son ‘sindirme’ girişimiydi. Şimdilerde, meseleyi sadece ‘askeri vesayet’ ile açıklama tavrı, son derece iki yüzlü bir ‘temize çıkma’ çabasının ürünüdür. Şöyle ki, tüm sorumluluk tasfiye olmuş bir güç olan askerlere yüklenerek, laik otoriterlikten yana tavır gösteren çevreler, işin içinden sıyrılmayı başarıyorlar. Sadece köşe yazarları değil, büyük patronlar, bazı siyasetçiler, ‘bizi korkuttular’ gibi özrü kabahatinden büyük bir bahaneye sığınmayı yeni döneme ayak uydurmanın yolu olarak pazarlamaya giriştiler. Bu durum, yeni sadakat ilişkileri kurmak adına mevcut iktidarın da işine geliyor. Oysa, öncelikle basın dünyasından söz ediyorsak, durum ‘korkma’ meselesi değil, tam bir ‘gönül birliği’ idi. O manşetler, korkudan atılmadı, o yorumlar korkudan yapılmadı; İslamcılığa ve hatta muhafazakarlığa, dindarlığa karşı tavrın açık ifadesi idi. Bu kesim, muhafazakar kesimi anlamaya katiyen yanaşmadı, ne yazık ki, güç onlara geçince şimdi biat ediyorlar, ben hâlâ samimi bir yüzleşmenin gerçekleşmediğini ve bu gidişle gerçekleşmeyeceğini düşünüyorum.

Siz 28 Şubat döneminde generallerin siyasete müdahalelerini de, bugünkü siyasal iktidarın uygulamalarını da eleştiren isimlerden birisiniz. Türkiye’de aydınların asker ya da sivil iktidar karşısındaki duruşu nasıl değerlendirilebilir?
Başladığımız yerden devam edelim isterseniz. Muhafazakar kesimin dışında kalan aydınların, asker-sivil iktidarlar karşısındaki duruşu, iktidarda olanın kim olduğuna göre değişiyor, bu bir vaka. Ama, 28 Şubat’ta mesele sadece gücün kimin elinde olduğu değildi. Laik kesimdeki siviller, muhafazakarların özgürlük talepleri konusunda askerlerden farklı düşünmüyordu. En özgürlükçü isimler, başörtüsü yasağının kalkması gibi en temel hak ve özgürlük talepleri karşısında, ‘kamu alanı’, ‘hizmet alan/veren’ tartışmalarına dalıyordu. Bu kesimde sadece Kemalistler açık, diğerleri örtük tavır takındı, ama tavırları özgürlükçü değildi. En demokratlar bile başörtülü kadınlar ile tenezzülen konuşuyordu, ben o kesime destek veriyorum diye dokuz köyden kovuldum, tacizlerden usandığım için dost toplantılarına gidemez hale gelmiştim. Şimdi, beni İslamcıları desteklemekle suçlayanlar baş demokrat, hatta beni Kemalist/cuntacı vs. olmakla itham etme cüretini gösterenler bile var. Böyle ‘demokrat’ları olan bir ülkede demokrasi de bu kadar olur. Böylesi demokratların desteğinden iktidar da çok memnun, 28 Şubat hesaplaşması da bu çerçevede gidiyor.

28 Şubat sürecinde İsmail Hakkı Karadayı’nın ardından Genelkurmay Başkanı olan Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu “28 Şubat bin yıl sürecek” demişti. Ama öyle olmadı. Önceki darbelerle kıyaslandığında, etkilerinin daha çabuk aşılmış olması nelere bağlanabilir?
Bu söz, 28 Şubat’ın ardındaki zihniyetin ne kadar ‘idraksiz’, dayatmacı ve ve toplumsal gerçeklerden kopuk olduğunun ifadesi olmaktan başka bir anlam taşımıyordu. Evet, 28 Şubat’ın etkileri daha önceki darbelere göre daha çabuk aşıldı, çünkü öncelikle, muhafazakar toplumsal dinamikler bu son çırpınışı bertaraf etmeyi başardı. Yaşanan tüm engelleme çabalarına rağmen, muhafazakarlar iktidar olmaları önüne dikilmiş engelleri aşıp güçlü bir şekilde iktidar oldular, böylece güçlü bir toplumsal desteğe dayanarak kendilerine karşı kurgulanan süreci tasfiye etmeyi başardılar, çok da iyi oldu.
Ancak, muhafazakarların hedefi, sadece 28 Şubat’ı aşmakla ve güç ilişkilerini tersine çevirmekle sınırlıydı. Oysa 12 Eylül’ü aşmak tam demokratikleşme ile başarılabilecek bir süreç, bunun gerçekleşmesi ise, o günden bugüne mümkün olmadı. Dahası halen bu yönde bir süreç işlemiyor. İktidarın lafta 12 Eylül darbesi sorgulamalarına karşın, o düzenin tüm unsurlarını yerli yerinde bırakmaktaki ısrarı başka nasıl izah edilebilir? Daha yüzde on seçim barajı, 12 Eylül’ün baskıcı yasaları, DGM’ler isim değiştirerek yerli yerinde duruyor, Kürt meselesine ilişkin militarist zihniyet ve politikalar yerli yerinde. ‘12 Eylül’de işkence vardı, kalktı (?), doksanlarda faili meçhuller vardı bitti, bu gelişmeleri dikkate almak lazım’ demek de büyük zuldür! Otuz senede dünya değişti, Türkiye değişti, Kürtler ölümüne direndi, bu süreçte ‘işkence ve faili meçhuller bitti’ye yoğunlaşmak şimdi yaşananları bunun gölgesine itmek değil demokrat hiçbir vicdan sahibi insana yakışmaz. Bu koşullar altında, 12 Eylül ile hesaplaşmayı Kenan Evren hakkında dava açılması ile sınırlamak, sadece bazı Türkiye demokratlarını avutup, ikna edebilir ki, onların da düştüğü acıklı hal ortada.

28 Şubat döneminde mahkemelerin cuntanın hislerine tercüman olan kararlar aldığını biliyoruz. Özel Yetkili Mahkemeleri ve TMK’sı ile yargının bugünkü hali hakkında neler söylenebilir?
12 Eylül düzeni tasfiye olmadı dediğimde tam da bunu kasdediyorum. İşin en acıklı yanı, şimdilerde ‘tasfiye olmadı’ diye itiraz etmek bile imkansız hale geldi. Evren’in dava edilmesi sizi avutmuyorsa, işitmedik laf kalmıyor. Güya herkes ÖYM’lerden şikayetçi ama, genel mazeretçilik devam ediyor. Geldiğimiz noktada en acıklı olan yan burası.

Türkiye 28 Şubat’ta andıçlardan çok çekti. Peki bugün ‘andıçların’ tarih olduğunu söyleyebilir miyiz?
Şimdi andıçlamanın şekli değişti, belli ki, asker veya sivil bu ülkede iktidar ve güç sahibi olanların muhalefete tahammül anlamında demokrasi anlayışında çok fazla fark yok. Yine de, askerlerin doğrudan listeler yayınlaması, birilerini hedef alması katlanılır şey değildi, o nedenle geçmişte yaşananları hafife almamak lazım. Şimdiki duruma dair en acıklı nokta ise, şimdilerde bırakın iktidarın baskılama siyasetlerini, gazeteci, yazar, demokrat sıfatlı insanların andıçlama işini bizzat üstleniyor olması. Hedef göstermesi, itham etmesi, ‘yazdıklarının, söylediklerinin düşünce sınırı dışında olduğunu ilan ederek fişlemeye girişmesi’, kara propagandalara gönüllü yazılması. Ne diyeyim, üniformalı veya değil, laik veya muhafazakar, çok asker ruhlu bir milletmişiz. ‘Her Türk asker doğar’ lafı boşuna değilmiş.

MİLİTARİZMİ SADECE ÜNİFORMA İÇİNDE GÖRMEK BÜYÜK HATADIR

Türkiye’de eskiden, 10 yılda bir darbe tartışması yapmak, darbenin koşulları olup olmadığına dair spekülasyon yapmak yaygındı. Bugün ise darbeleri eleştirmek konusunda güçlenen bir eğilim var ve darbe tehlikesinden söz eden de pek yok. Bunu neye yormalıyız? Türkiye çok mu demokratikleşti?
Evet, Türkiye bir anlamada kuşkusuz demokratikleşti. ‘Aslında asker gitti, sivil otorite geldi fazla bir şey değişmedi demeyelim’, ben sivil otoriterlik tartışmasını açtığım zaman bunu demedim. Ordunun sivil siyaset üzerindeki vesayeti ve en önemlisi bu psikoloji tasfiye oldu, insanların zihinlerinde ‘askerler ne der, ne yapar?’ gölgesi kaygısı kalmadı, bu çok önemli bir gelişmedir. Ancak, otoriter siyasetleri ve militarizmi sadece üniforma içinde görmek büyük hatadır, sivil güçler, iktidarlar da otoriterleşir, benim ileri sürdüğüm buydu, bunu söylediğim zaman sadece ‘kaygı’ idi, şimdi gerçek oldu. İktidar partisi, ‘hayaldi gerçek oldu’ diyor ya, benimki de ‘kabustu, gerçek oldu’. Sonuçta, toplumlar her türlü otoriterlikle mücadele ederek demokratikleşir, Türkiye’de de ya böyle olacak ya da giderek daha karanlık bir tünele gireceğiz. Diğer taraftan, ‘toplum ordu, darbe kompleksinden nihayet kurtuldu diyoruz, ama bu kez de iktidar ve bazı demokrat çevreler otoriter siyasetleri ‘darbe korkusu’nu canlı tutarak meşrulaştırmak yoluna gidiyorlar. O anlamda, hala ‘darbelerin gölgesindeyiz’. Bu çok önemli bir husus ve uzun boylu tartışılmalı diye düşünüyorum.
(evrensel)

Can Ataklı Zafer Mutlu Ve Ertuğrul Özkök Şantajla Bakan İstifa Ettirdi Dedi

Can Ataklı Zafer Mutlu Ve Ertuğrul Özkök Şantajla Bakan İstifa Ettirdi
Vatan Gazetesi Yazarı Can Ataklı CNN Türk'te yayınlanan Tarafsız Bölge programında 28 Şubat sürecinde Turizm Bakanı Bahattin Yücel'in Zafer Mutlu ve Ertuğrul Özkök'ün şantajıyla istifa etmek zorunda kaldığını iddia etti. 

Turizm Bakanı Bahattin Yücel'in arkadaşı olduğunu söyleyen Ataklı, "İstifa etmezse hakkında büyük bir karalama kampanyasıyla asılsız bir yolsuzluk dosyasını yayınlayacaklarını anlattım. Ailesini topladı durumu anlattı istifa kararı aldı" dedi.

Can Ataklı'nın iddialarından sonra telefonla yayına bağlanan Aydın Doğan "Ertuğrul Özkök böyle bir şey söylemişse dünyanın en şerefsiz, en ahlaksız insanlarıdır" diye konuştu.

Şehzade Mustafa Aybige Hatunla Evlenecek Mi


Şehzade Mustafa Aybige Hatunla Evlenecek Mi
Tarihte böyle bir evlilik yoktur.  Osmanlı döneminde Aybige Hatun'a dair her hangi bir belge yada bilgi bulunmamaktadır.


Aybige Hatun, Muhteşem Yüzyıl dizisiyle gündeme gelmiştir. Ezgi Eyüboğlu'nun canlandırdığı Aybige karekteri dizide Valide Sultan'ın yeğenidir. Bir erkek gibi giyinip, düşünen, ata binen, zamanının çoğunu erkeklerle geçiren Prenses Aybige, Malkoçoğlunun kalbini çalar..

Efsun Ne Demek Efsun Nedir Efsun Ne Efsunun Anlamı Nedir Efsunun Sözlük Anlamı


Efsun Ne Demek 
Büyü, sihir, üfürük, sihirbazların tuzağı,  hile ile yapılan kötü işler.

BDP Milletvekili Kemal Aktaş'ın Milletvekilliği Düşürülecek

BDP'li Kemal Aktaş'ın milletvekilliği düşürülecek
BDP Van Milletvekili Kemal Aktaş
BDP'nin tutuklu milletvekillerinden Kemal Aktaş hakkındaki hüküm Yargıtay tarafından onaylandı. Bu kararla Aktaş da milletvekilliği düşürülen BDP'liler arasına katılmış olacak.

BDP'nin cezaevinde bulunan milletvekili Kemal Aktaş hakkındaki hüküm Yargıtay tarafından onaylandı. KCK davası kapsamında tutuklu bulunan Van milletvekili Kemal Aktaş, 2006'da Silopi'deki Newroz kutlamasında yaptığı konuşmada "PKK propagandası yapma" suçlamasından ötürü 25 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen dava yaklaşık 3 yıl sürmüş, sonuçta Aktaş 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırılmış ve dosya Yargıtay'a yollanmıştı. Yargıtay bir ay önce kararı onaylayarak Diyarbakır'a gönderdi. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi ise Yargıtay'ın onama kararını TBMM'ye yolladı. Aktaş, 2 yılın üzerinde hapis cezasına çarptırıldığı için milletvekilliği düşecek.

Aktaş'ın milletvekilliğinin düşmesi Anayasa'nın 76. maddesine dayandırılıyor. Bu maddede “...Taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar (...) terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar, affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemezler” deniliyor.

BDP Başkan Yardımcısı ve İnsan Hakları Sözcüsü Meral Danış Beştaş konuyla ilgili basına yaptığı değerlendirmede, bir milletvekili hakkında tutuklama kararının ancak yasama döneminin sonunda verilebileceğini hatırlatarak, hükmün Aktaş milletvekili seçildikten sonra verildiğini ve milletvekili dokunulmazlığına aykırı olan bu durumun Anayasa'nın 14. maddesine dayandırıldığını söylemişti. "Temel Hak ve Hürriyetlerin Kötüye Kullanılamaması" başlığını taşıyan Anayasa'nın 14. maddesinde "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz" deniliyor.

BDP, davanın Aysel Tuğluk, Ahmet Türk, Leyla Zana ve Selahattin Demirtaş'la ilgili davalar açısından da emsal teşkil edeceğini, meclisin bu konuda alacağı kararın bu nedenle milletvekili dokunulmazlığının ortadan kaldırılmasının son aşaması olduğunun altını çizmişti. (soL-Haber Merkezi)

Tuncay Özkan'ın Kızı Nazlıcan Özkan Cezaevi Ziyareti Nedeniyle Okuldan Atıldı


Tuncay Özkan'ın kızından tecrit isyanı

CNN Türk'te Silivri'deki tecrit uygulamasına isyan etti.

Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından gazeteci Tuncay Özkan'ın kızı Nazlıcan Özkan canlı yayında Silivri'deki tecrit uygulamasına isyan etti.

CNN Türk'te Cüneyt Özdemir'in sorularını yanıtlayan Nazlıcan Özkan babasının bir yıldır tecrit altına tutulduğunu söyledi. Küçük bir hücrede tek başına tutulan Özkan'ın hiç kimseyle görüştürülmediğini belirten Nazlıcan Özkan "tecrit bir insanlık suçudur, kim olursa olsun kimsenin haketmediği bir uygulamadır" dedi.

Cüneyt Özdemir, konuğunun cezaevi ziyaretleri nedeniyle okuldan atıldığını öğreninde şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemedi. Okulun adını ısrarla isteyen Özdemir "Avusturya Lisesi" yanıtını alınca "sinirlerimize hakim olalım canlı yayındayız" dedi.gazeteciler.com

Şehzade Mustafa Kanuni'ye Siz Dünyada Üç Kıtayı Yönetiyorsunuz Lakın Bir Kadını Yönetemiyorsunuz Dedi

Şehzade Mustafa Siz Dünyada Üç Kıtayı Yönetiyorsunuz Lakın Bir Kadını Yönetemiyorsunuz
Şehzade Mustafa Kanuni Sultan Süleyman'a "Siz Dünyada Üç Kıtayı Yönetiyosunuz Lakın Bir Kadını Yönetemiyorsunuz" Dedi

Adıyaman'da Alevilerin Evlerinin Kapılarına Esrarengiz İşaretler Konuldu

Adıyaman'da Alevilerin Yaşadığı Evlerin Kapılarına Esrarengiz İşaretler Konuldu
CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün facebook hesabında medyada Kahramanmaraş katliamını hatırlatan korkunç bir iddiayı paylaştı. Alevilerin yaşadığı mahalledeki bazı evlerin kapılarına esrarengiz işaretlerin konulduğu iddiası tedirginliğe neden oldu. Mahalleli, kapılara konan işaretlerin akıllarına Kahramanmaraş olaylarını getirdiğini ve korktuklarını söyledi. Korkunç olayın duyulmasından sonra polis harekete geçti.

Adıyaman Valisi Ramazan Sodan yaptığı açıklamada, 25- 30 civarında evin işaretlendiğini, olayın ne maksatla yapıldığının araştırıldığını söyledi.

Türkiye Futbol Tahkim Kurulu Başkanlığı'na Galatasaraylı Engin Tuzcuoğlu Getirildi

Türkiye Futbol Tahkim Kurulu Başkanlığı'na Galatasaraylı Engin Tuzcuoğlu  Getirildi
Türkiye Tahkim Kurulu Başkanlığına Galatasaraylı Engin Tuzcuoğlu getirildi. Tuzcuoğlu, daha önce yaptığı açıklamada, Galatasaray taraftarı olduğunu söylemişti.

Türkiye Futbol Tahkim Kurulu


Başkan: 
Av. ENGİN TUZCUOĞLU

Asıl üyeler:
 PROF.DR.BAHRİ ÖZTÜRK,
OSMAN KARAKUŞ,
DOÇ DR. MURAT BALCI,
AV. UĞUR MUTLU,
AV. HÜSEYİN AYDIN,
AV. TANER ÜNLÜ

Yedek Üyeler:
AV. CELAL CANDAN,
AV. ÖMER FARUK ŞAHİN,
AV. ZÜMRÜT YEZDANİ,
AV. HASAN FEHMİ ERDOĞMUŞ,
AV. OSMAN HACIBEKİROĞLU,
AV. DR. RECEP DOĞAN

Mersin'e 30 Yıl Aradan Sonra Kar Yağdı

Mersin'e 30 Yıl Aradan Sonra Kar Yağdı
Mersin kent merkezine 30 yıl aradan sonra ilk kez kar yağdı. Mersinliler uzun yıllar sonra yağan karın keyfini çıkarmak için sokaklara döküldü.

Kesintili Eğitin 4+4+4 Sistemi 2012- 2013 Eğitim- Öğretim Yılında Başlayacak

Kesintili Eğitin  4+4+4 Sistemi 2012- 2013 Eğitim- Öğretim Yılında Başlayacak
Son gelişmeye göre, 12 yıllık kesintili ve zorunlu eğitim  4+4+4 Sistemi uygulaması 2012- 2013 eğitim- öğretim yılında başlayacak. Uygulama,  Bakanlar Kurulu tarafından 1 yıl ertelenebilecek.

Türk Lirası Simgesi TL Simgesi Türk Lirası Simgesi Nedir Türk Lirası Simgesi Seçildi


Türk Lirası Simgesi
Türk lirasının simgesinin belirlenmesi amacıyla yapılan yarışmanın sonuçları açıklandı. Tülay Lale isimli katılımcının tasarımı birinci seçildi.




TL Simgesi Kurulumu
Bu bölümde, aşağıdaki platformlar için kurulum paketleri bulunmaktadır. Bilgisayarınıza uygun olan paketi aşağıdan kurabilirsiniz:

 Windows

Mobil cihazlarınızla TL simgesini görüntülemek için aşağıdaki sayfayı ziyaret edebilirsiniz.:

Merve Kavakçı'ya İade-i İtibar

Merve Kavakçı'ya İade-i İtibar 

1999 yılında Refah Partisi’nden İstanbul milletvekili seçilen Merve Kavakçı, başörtülü olduğu gerekçesiyle Meclis’te yemin ettirilmemişti. RP’nin kapatılma gerekçeleri arasına da giren Merve Kavakçı, daha sonra vatandaşlıktan çıkarılmıştı. 

TBMM, 2012 28 Şubat’ın yıldönümünde Kavakçı’ya "İade-i İtibar"  için çalışma başlattı.