24 Mart 2011 Perşembe

Atıl(a)mayan Tokat ve Egemenin İncinen Gururu

Atıl(a)mayan Tokat ve Egemenin İncinen Gururu/Ertuğrul Kürkçü

Sebahat Tuncel Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) İstanbul milletvekili.  Temmuz 2007 seçimlerinde hiç hesapta yokken, halk onu, cezaevinden alarak Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) bağımsız adaylarla zorladığı parlamentoya soktu: Haklarını savunsun, zorbalık, zulüm ve sömürüden hesap sorsun diye. Bir seçim dönemi kapanmadan partisi kapatıldı. DTP'li olarak girdiği Meclis dağılırken bir Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) milletvekili o şimdi. 

Elhak, Tuncel işini en iyi yapan milletvekillerinden biri. Şık döpiyesleriyle, erkekliğin kol gezdiği Meclis salonlarının süsü "rozet kadın"lardan biri olarak göze çarpmadı ama Meclis ile halk, ezilenler, yoksullar, dışlananlar, horlananlar arasındaki en sağlam köprüler arasında yer aldı. Evleri yıkılan gecekondu halkı, şiddete uğrayan kadınlar, taş atan çocuklar, horlanan dışlanan travestiler, toplu mezarlara gömülen isimsiz kurbanların aileleri, direniş çadırlarında geceleyen emekçiler, seslerini soluklarını Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne onunla duyurdular.

Sebahat Tuncel, Kürt, Alevi, sosyalist, feminist.  Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) kurulduğu günden bu yana görüp görebildiği en çok yönlü, çalışkan, cesur milletvekillerinden biri. Öyle görülüyor ki olmaya da devam edecek.

Yeniden aday olursa İstanbul 3. Bölge seçmenleri onu iki katı oyla yeniden Meclis'e gönderecek. Bunu öngörebilmek için uzun boylu anketlere, kamuoyu yoklamalarına hiç gerek yok. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarı, Başbakan Erdoğan ve muhalefetteki milliyetçi partiler koalisyonunun linç kampanyası süre dursun Tuncel'in seçim bölgesinde dolaşmak, halkın onun için ne hissettiğini anlamaya yeter...

Tuncel'i bu çabaları için bir gün olsun takdir etmiş olmayanlar şimdi onu, Silopi'de barışçı bir gösteride halka gaz ve su sıktığı için tartıştığı bir polise gerçekte at(a)madığı bir tokat için paramparça etmekle meşgul...

Başbakan Tayyip Erdoğan, "Dokunulmazlık zırhının ardına sığınıp polise tokat atmak en hafif tabiriyle densizliktir. Bu olayla ilgili derhal hukuki sürecin başlatılmasını istiyoruz. Bu densizliğin hesabının hukuk çerçevesinde mutlaka sorulmasını istiyoruz. Bunun da sonuna kadar takipçisi olacağız." diye kükrüyor.  

İçişleri eski Bakanı Beşir Atalay ise "Orada yapılan büyük bir haksızlık, büyük bir yanlış. Yazıklar olsun o milletvekiline" diyor. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)  lideri Devlet Bahçeli "(..) bu aşağılık fiile hiçbir güvenlik mensubumuzun layık olmadığını ve kendilerine uzanan ellerin mutlaka kırılıp atılması gerektiğine" inanıyor.

Koroda Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)  Milletvekili Canan Arıtman da eksik değil. "Polise tokat atan" Tuncel ile kendisine sözel şiddet uyguladığını söylediği AK Partili Fatih Öztürk'ün, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Buluşması'nda konuşturulmamaları için TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile BM Kalkınma Programı Türkiye Temsilciliği'ne yazılı başvuruda bulunmuş.

Keşke...
BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın da dediği gibi  "keşke yaşanmasaydı". Keşke Sebahat Tuncel Silopi'deki krizi daha serinkanlı yönetebilse, temsilcisi olduğu halka gaz ve su sıkan, meydan dayağı çeken polis şefi kadar sureti haktan görünebilecek biçimde öfke kontrolü temrinleri yapabilmiş olabilseydi...

Ancak görüntüleri dikkatle izleyen herkesin görebileceği gibi, Sebahat Tuncel tokat atmaktan çok, öfkeyle üstüne yürüdüğü polis şefine yönelik -eskilerin deyimiyle- bir nakıs teşebbüste bulunuyor.

Hamlesi havada kalıyor, muhatabıyla arasında bir fiziki temas olmuyor, olamıyor... Tuncel'inki atılamayan, havayı savuran, havada savrulan bir tokat...

Misliyle şiddetli bir etkiye karşılık veren Tuncel'in nakıs teşebbüsün böylesine yaygın ve birleşik bir linçle karşılanmasının da bu linçte haklı bir yan bulan serinkanlı, sözümona "hem nalına hem mıhına" yorumların da ahlaken ve siyaseten tutarlı bir yanı var mı?

Tayyip Erdoğan'ıyla, Cemil Çiçek'iyle, Beşir Atalay'ıyla bilcümle AKP "ağır top"larını harekete geçiren, bir vekilin bir polise tokadı mı gerçekten? O zaman şu aşağıdaki olaylara bakalım ve soralım. Tayyip Erdoğan o zaman ne yapmıştı?

Polise ve memura AKP dayakları
AKP Mardin eski milletvekili Selahattin Dağ, 2004'te kendisine kimlik sorup üstünü aramak isteyen Mardin Havaalanı'nda görevli bir polisi fena halde dövdü. Ardından "Bir yanlış yaptı, biz de affettik. Ben polisi severim" dedi. Hıncal Uluç olay tarihinde yazdığı bir yazıda şöyle diyordu: AKP'li Sabahattin bey olunca iş değişiyor... Koca emniyet teşkilatı da sus pus! Sabah yazmasa kimsenin haberi olmayacak."

AKP Van milletvekili Mustafa Bayram, 7 Temmuz 2004 günü gözaltına alınan oğlu Hamit Bayram için, adamları ile birlikte Bölge Trafik Müdürlüğü'nü bastı ve oğlunu kaçırdı. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Milliyet'in haberine göre ''Olayla ilgili Emniyet Genel Müdürü'ne talimat verdim. Müfettiş görevlendirildi, olay inceleniyor'' demekle yetindi.

Hatay Gazetesi'nin haberine göre 2 Aralık 2009'da  "Hac dönüşü Türkiye'ye girmek için özel araçlarıyla Cilvegözü Sınır Kapısına gelen ve bekletilmesine sinirlenen AK Partili Milletvekilli Faruk Koca kapıda görevli bir memura tokat attı (...) Cilvegözü Gümrük Kapısı'nda görevli ve isimleri açıklanmayan polis memuru ile gümrük muhafaza memurlarının ise kendilerine tokat atıldığını iddia ederek, tutanak düzenlettirdiler."

Sebahat Tuncel'in dayanılmaz meydan okuyuşu
Tayyip Erdoğan'dan bir tek kelime olsun işitmedik bu atılmış tokatlar, yenilmiş dayaklar, basılmış emniyetler için... Bir polisin bir milletvekiline karşı zor kullanmasında şaşılacak bir şey yok, "görevini yapıyor"; ama bir kadın milletvekilinin zora boyun eğmemesi "ne ayıp", ne "densizlik" öyle mi?

Onlar ki, polise tenhada attıkları dayaklarla öğünür, ötekiler yedikleri dayakları sineye çekerler ama bir kadının, bir Kürdün, bir sosyalistin Tayyip Erdoğan'ın sultanlığının koruyucularına meydan okuması yüreklerini dağlar, memleket sevgisini, devlet aşkını ayaklandırır.

Sebahat Tuncel'in at(a)madığı tokadın, bütün maçoların, bütün zorbaların, bütün fallus tapınıcılarının gururunu Mustafa Bayram'ın bastığı karakolda silah zoruyla polise diz çöktürmesinden daha da çok yaralaması işte bundan: Nasıl olur da hep ayaklar altında kalması, milletvekili de olsa boyun eğmesi gereken bir egemenlik nesnesi, bir kadın, bir Kürt, bir solcu, bir  ezilen, dikilir ayağa, fiyakasını bozar muktedirlerin ve bir başkaldırı öznesine dönüşür...

Ertuğrul Kürkçü/Bianet