12 Ekim 2010 Salı

Hakan Söylemez'i Tutuklatan Gülen Cemaatini Eleştirdiği O Yazı


Hakan Söylemez Tutuklanmadan Önce Fethullah Gülen Cemaati Hakkında Ne Yazmıştı İşte O Yazı:

Red Dergisi yazarı Hakan Soytemiz, geçtiğimiz ay Devrimci Karargah Örgütü Operasyonu’nda tutuklandı. Soytemiz son dönem yazılarında Fethullah Gülen cemaatini eleştiren yazılar kaleme alıyordu.
Red Dergisi son sayısında Hakan Soytemiz’in Mart ayında kaleme aldığı yazısını yeniden yayınladı. Soytemizin yazısını dergi şöyle sundu: “Yazarımız Hakan Soytemiz, artık herkesin malumu olduğu üzere, Hanefi Avcı’nın ‘cemaat’ hakkındaki ifşaatlarını susturmak için alelacele düzenlenen operasyonda gözaltına alındı ve ardından, farklı siyasi parti ve gruplardan 12 kişiyle birlikte cezaevine kondu. Hakan Soytemiz, bugüne dek dergimize yolladığı imzalı ve imzasız yayınlanan yazılarında, ülkedeki yeni dönem gelişmeleri içinde ‘cemaat’in rolüne değiniyor, yükselen tehdide karşı uyarılarda bulunuyordu. Umuyoruz, önümüzdeki dönemde cezaevinden de bize yazılarını ulaştırabilecektir. Bu sayımızda, Hakan Soytemiz’in Mart 2010 tarihli RED’in orta sayfasında yayınlanan uzun yazısından bir bölümü, konunun güncelliğini de dikkate alarak tekrar yayınlıyoruz...”

Hakan Soytemiz’in cemaati eleştiren yazısı ise şöyleydi:

Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (GOP) bağlamında ülkemize gerekli olan siyasal yapı, ılımlı bir İslam modeliydi. Namazını kılan ama elinin değdiği her şeyi satmaktan utanmayacak, emperyalizme hizmette kusur etmeyecek kadrolar sağdan-soldan toplanarak bir araya getirildi ve AKP kuruldu. Uyduruk bir şiir okuma bahanesiyle yaratılan mazlum ve mağdur edebiyatı, bu edebiyatı pek seven emekçi halkımızda karşılığını hemen buldu. Yaşanılan ekonomik kriz ise, mevcut siyasi partilere olan güvensizlik ortamında AKP’nin kurtarıcı misyonuna su taşımaya yetti. Deniz Baykal’ın Beykoz görüşmesinde olur vermesiyle GOP’un eşbakanı Tayyip Erdoğan’ın siyasi yasağı kaldırılarak, AKP ilk seçimlerde tek başına iktidar yapıldı.

ILIMLI İSLAM

Türkiye’nin yeniden yapılandırılmasında temel slogan ‘ılımlı İslam’ modeli olunca (IQ testi yapmaya bile gerek duyulmayan Bush, milletin meclisinde bu tarifi açıkça yapmıştı), eşbaşkan da bulununca, geriye Fethullah örgütünün devreye girmesi kalmıştı. Yıllardır devlet içinde yuvalanmış kadrolar harekete geçti ve yeniden yapılandırmanın sürecini başlattılar. 28 Şubat sürecine müteakip ABD’ye yerleştirilen Fethullah Gülen’in AKP’ye destek vermesi ise yeniden yapılanma planının bir parçasıydı.

Buraya kadar söylediklerimiz, aslında olanı anlama açısından bir altyapı sunmak içindir. Bugün olan ise, devletin siyasal yapısının yeniden yapılandırılmasında karşıdevrimci Fethullah Gülen hareketinin iktidarlaşmasıdır. Yeni ve anlamamız gereken bir durumdur… 

ABD’NİN YENİ SİLAHI

İslami cephede duran mevcut yapılanmalar içinde yeni sürece en uygun hareket Fethullah Gülen hareketidir. Çünkü hem radikal İslam’a karşıdır, hem de ABD politikalarının İslam coğrafyalarına demokrasi getireceğini vaaz edecek kadar ABD yanlısıdır. Ayrıca üzerinde yükseldiği sermaye yapılanması açısından da iktidarlaşma sürecinde ihtiyaç duyulan desteği alabilecek tek yapıdır. 12 Eylül’ün en sıkı destekçilerinden biridir. Ve orduyla radikal İslam türü bir gerginliği yoktur. Bakın, 12 Eylül’den bir ay sonra Sızıntı dergisinde darbeyi nasıl selamlamış Fethullah Gülen: 

“Karakol, sükûnetin, huzurun ve emniyetin remzidir (arkasına sığınılan şey. H.S). Ondaki düzen, huzur ve orada gözlerin uyanık oluşu, umumî emniyet ve muvâzenenin (denge) en büyük teminâtıdır. Ondaki kargaşa ve bunalımlar ise, arkasındaki topluluklar için en büyük felâkettir…

Ve işte şimdi, binbir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tulûu saydığımız, bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekâsına alâmet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe, istihâlelerin son kertesine varabilmesi dileğimizi arz ediyoruz.” (Sızıntı, Ekim 1980)

‘Hocaefendi’nin ne demek istediğini anlayabilmek için, söylediklerini Türkçeye çevirmek gerek tabii. Malum ‘Hocaefendi’ tedrisatından geçmeyenlerin anlaması zor bir dil bu. Şöyle diyor:

“Devlet, rahatlığın, huzurun ve güvenliğin arkasına sığınılan yerdir. Ondaki düzen, huzur ve orada gözlerin uyanık oluşu, genel güvenlik ve denge en büyük garantidir. Ondaki kargaşa ve bunalımlar ise, arkasındaki topluluklar için en büyük felakettir…

Ve işte şimdi, bin bir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin doğuşu saydığımız bu son dirilişi, son devletin varlık ve geleceğine işaret sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe, değişimlerin son aşamasına varabilmesi dileğimizi arz ediyoruz.”

KARŞIDEVRİM YAPILANMASI

Bu anlamda, Fethullahçı siyasal yapılanma, 12 Eylül askeri darbesiyle geliştirilen, Anadolu’nun gerici tefeci-tüccar sermayesinin desteklediği, CIA marifetiyle büyütülen, emperyalizmin işbirlikçisi ve halk düşmanı bir yapılanmadır. Bu örgütlenme, hiç kuşkusuz, emekçilerin devrimci mücadelesiyle dağıtılması gereken bir karşıdevrim yapılanmasıdır.

Fethullah Gülen, ilkokulu dışarıdan bitirmiş, birkaç yıl Arapça eğitimi almış, sıradan bir cami müezziniyken, nasıl olduğu bizce malum süreçlerden geçirilerek, önce vaizliğe, sonra ‘hocaefendi’liğe ve oradan cemaat liderliğine yükseltilmiştir. Ülkemizdeki gazetecilerin, akademisyenlerin, işadamlarının, şarkıcı-türkücü-artist takımının, devlet yöneticilerinin neredeyse tamamı tarafından iltifatlara boğulmuştur. Siyonist Yahudi Lobilerinden Papa Hazretlerine, Masonik mahfillerden dış güdümlü siyasilere, gizli merkezlerden kirli örgütlere kadar görüşmediği kişi ve kurum kalmamıştır…Fethullah Gülen’in ve hareketinin, ülkemizde karşı-devrimin yeniden yapılandırılmasında oynadığı rolü es geçmek, olsa olsa politik kabızların işi olabilir.

Gülen örgütünün elinde biriktirdiği güç, bütün ülkenin gündemini belirleyebiliyor. Bir yandan, medya destekli işletilen yargı süreçleri ve eğer Fethullahçı değilseniz, saçmalığını anlamakta zorlanmayacağınız iddianamelerle, yalnızca devletin eski ulusalcı-Kemalist kanadına yönelik değil, devrimcilere karşı da yürütülen temizlik harekâtları, diğer yandan, işçi sınıfının mücadelesini baltalayacak politikaların hayata geçişinin kolaylaştırılması…

Teknolojinin geldiği ve Orwell’in 1984’ünü gerçek kılan boyutu dikkate alınarak, Darwin’in yanlışlığını ispatlamak istercesine sürekli ‘risale’ler okumaktan sadece bir sinir düğümüne dönüşmüş Fethullahçı beyinlerin, CIA bağlantısı açık olan yöntemlerle yarattıkları senaryolar ve bunların ülkedeki yeni hegamonya yapılanması iyi degerlendirilmelidir.

Karşımıza ‘cemaat’ yapılanması olarak çıkan emperyalist işbirlikçisi İslamcı tefeci-tüccar sermayenin ve bir bütün olarak ‘cemaat’ örgütlenmesi tarihsel olarak imha edilmeksizin, Türkiye’nin yoksul halkının geleceği hep daha karanlık olacaktır. Başka deyişle, tarikatlar koalisyonu etrafındaki siyasallık, bunların devlet örgütlenmesi içindeki etkinliği tasfiye edilmeden, bu geri ve gerici sosyalliği besleyen uluslararası ve yerel finans kapitalizmi yok edilmeden, ülkemizin toplumsal gelişiminin önü tıkalı kalacaktır. Bu ise, elbette bir devrim ve işçi iktidarı meselesidir...

İşçi sınıfının iktidar mücadelesinin bugün en somut politik görevi ise, tefeci-tüccar sermayeye yaslanan, gerici ve işbirlikçi Fethullahçı karşıdevrim yapılanmasına karşı, toplumsal ölçekli devrimci bir mücadeleyi yükseltmektir…

Kaynak: Odatv.com