16 Ocak 2011 Pazar

Hürrem'i Neden Sevmeliyiz Ya Da Sevmemeliyiz


HÜRREM’İ NEDEN SEVMELİYİZ
HÜRREM’İ NEDEN SEVMELİYİZBir film, tv dizisi veya tiyatro gösterisini hatta sıradan bir performansı bile dramaturji açısından ele almak gerekir. Dramaturji geniş bir daldır ve yapıtın temel taşlarının oluşmasını sağlar ve yapıtın genel görünümü yanında amacını da belirlemede önemlidir. Dolayısıyla sanat yanında sosyoloji ve politikaya da bulaşması kaçınılmazdır. Tekrar resmi tarihe dönecek olursak bize liseden beri öğretilen en başta Hürrem’in entrikacı bir kadın olduğudur. Bu Hürrem karakterinde çok güzel yapılandırılmaktadır. Daha saraya ilk girdiği günden beri daha Hürrem olmadan Aleksandra adında sıradan bir cariye iken bile belli bir amaç için adım adım yürümektedir, ilerde sarayı avucunun içine alacağının işaretleri verilmektedir.
Hırslı, azimli ve hatta cüretkârdır. Peki bunun nesi tarihi saptırmadır? Tarihe tamı tamına uymaktadır, hem de resmi tarihe. Sultan Süleyman ve İbrahim bize belletilen tarihe uygun çizilmiştir, adım adım yapılandırılmaktadır.
Osmanlı Hanedanında bize en aykırı gelen Fatih Kanunnamesi ile yasallaştırılan kardeş katlidir. Ancak o günün şartlarına göre bu devletin bekası için gerekli görülmekte ve ister istemez kabullenilmektedir. Sarayın örfünde, adetinde, kanununda vardır bu. Kanuni üstelik evlat boğdurmuş bir hükümdardır. Kuşkusuz bunda Hürrem etkisi olmuştur ama, ne yapacağız şimdi. O da tarihe göre Yüce Hakanın karısıdır ve ilerde valide sultan olacaktır. Gördüğümüz kadarıyla veliaht Mustafa’nın kaderini çizecek bu gelişim Mustafa figüründe daha çocukluğundan başlayarak çok yerinde yapılandırılmaktadır. Şımarıktır, pek laf dinlemezdir, derslerinden kaçmaktadır, okuma yazmaya bile eğilimi yoktur ve ilerde kibirli olma ihtimali hissettirilmiştir. Kaldı ki, Kanuni ilerde başka çocuklarını da boğdurdatacaktır. Evet pek hoş değil ama, bizim tarihimizin sevimsiz de olsa bir gerçeği. Devletin bekâsı için. Ne yapalım, olmadı mı diyelim?..


HANGİSİ TARİHİ SAPTIRMAK
Kanuni’nin sıradan bir padişah olmadığı devlet hakimiyetine kendini daha şehzadeliğinde hazırladığı, çaba sarfettiği kafa yorduğu son derece net verilmektedir. Peki bunların hangisi tarihi saptırmak, örfümüzü tahrip etmektir. Hele küçük Mustafa’nın çizilmesinde senaryoda kıyak bile yapılmış, yapılandırılan karakterle davranışlar çocuk Mustafa’ya şimdiden verilmeye başlanarak ilerde Kanuni’ye ve Hürrem’e vicdanlarımızda yöneltebileceğimiz suçlamalara karşı yumuşatıcı bir hazırlık yapılmıştır. Yani hatta ve hatta tarihe ve vicdanlarımıza kıyak çekilmektedir. Kanuni bütün sertliğine rağmen sosyal bir kişiliktir. Ve tabii ki, bir Osmanlı padişahı robotu değil insandır. Lütfen yüce padişaha karşı haksızlık etmeyelim. Onun da her Osmanlı Padişahı gibi haremindeki beğendiği cariyeleriyle sevişmeye, gönlü düşerse her insan gibi sevmeye hakkı vardır. Sanırım karısının kim olacağını da her ergin insan gibi kendi seçebilecek yetidedir. Lütfen karşı çıkanlar “işkembeden atmasın” nerede tarihi çarpıtma var, örfümüze aykırılık var örnek vererek göstersin.
Kaldı ki, bu bir belgesel değil, Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan ilişkisi ekseninde ele alınan bir konulu dizidir.  Unutulmasın Hürrem Sultan Kanuni’den sonra gelen bütün Osmanlı hanedanının büyükannesidir. Sırf saray ve harem gösteriliyor diye yaygara koparmak ise hepten saçmalıktır. Üstelik Harem fazlasıyla edepli, örf ve adetlerimize uygun gösterilmektedir. Adam daha tahta oturalı bir sene olmadı durun bakalım ilerde neler yapacak. Daha ilk divan toplantısında kendi Kaptan’ı Deryası’nın kellesini aldı. Ayağının tozunu silmeden isyanla karşı karşıya geldi. Bunlar nasıl göz ardı ediliyor? Haa hiç kuşkunuz olmasın ilerde de öyle büyük meydan savaşları, tehlikeli numaralar, kahramanlıklar pek görmeyeceksiniz. Bunlar olabilecek en mütevazi şekilde hatta belki lafla geçiştirilecektir. Çünkü 14 büyük sefer yapmış bir sultanın bütün savaşlarını görüntülemek değil bir televizyon dizisinin en büyük Hollywood yapımının bütçesini bile aşar. Devlet bütçesi bile böyle bir şeyi kaldıramaz. Koparılan yaygaranın aslı esası yoktur. İşin aslı bambaşka ve çok tehlikelidir.

İŞİN ASLI:
İşin aslı, kul olmakla, birey olmanın mücadelesinde yatmaktadır. Hürrem birey olmanın mücadelesini vermektedir bu dizide . Bu tehlikeli bir şeydir. Kişilikli olmazsan telef de olabilirsin. Başarırsan bu kere de karşı taraf için  tehlikeli olabilirsin. Hakim güçler demokrasiden uzaksalar kişilik sahibi bireyden hazzetmezler. Her görüldüğü yerde ezmek, ezemezlerse tukaka etmek isterler. Bizdeki politikanın sığlığı devamlı sen ben çekişmesi içinde geçmesinin altında yatan neden budur. Onlar için kendileri ve kulları vardır. Kullar boyun eğmelidirler. Başını kaldıranı, sesini yükselteni sevmezler. Böyle biri çıkarsa anasıyla beraber gönderirler. Çünkü kul talep etmez hakkını aramaz. Verilenle yetinir. Yirmi çuval kömüre oyunu verir. 
Kendilerinden başka sese tahammülleri yoktur. Herkesin kendi taraflarında olmasını isterler. Taraf olmayan telef olur diyebilirler. Aslında bireyin tarafını belirlemesi ve ilan etmesi  gerekir.  Asıl susarsa  telef olur. Başını kaldırıp seslenmesi gerekir. Gerekir ki, bu kesimler meydanın boş olmadığını anlasınlar. Hürrem başını kaldırıp, bizi böcek gibi görmezden gelme Sultan Süleyman dercesine “ben buradayım” diye haykırabilmiştir. Bu kişilik gerektiren birşeydir.
Karşısındakini kul olarak görmek isteyenler dini temele ve örfe, adete dayanırlar. Daha doğrusu bu kurumları kullanırlar.  Hürremin haçıyla uğraşırlar. Ne yapalım yani, adam sevmiş, kadın da Hristiyan.  Hiçbir zaman da Müslüman olmamış. Hem tarihte tek değil ki. Alaeddin Keykubat’ın tapınırcasına sevdiği Huant Hatun da Müslüman olmamış ama, cami, medrese ve onlarca vakıf bırakmış. Kendi caminin avlusundaki türbede yatıyor. Ama biz resmi tarihte onu illaki Müslüman yaptık. Fatih Sultan Mehmet Han’ın annesi de Hristiyan olarak öldü. Ve Hıristiyan mezarlığına gömüldü. Kilise üstelik onu aziz ilan etti. Fatihin yaptıklarını inkar mı edelim şimdi. Ama beterini yaptık Kastamonu’da bir köy tabela asmış. Fatihin annesi Ayşe Sultan’ın köyü diye. Ve tabi ziyaretçi bekliyorlar. Anladınız mı tarih nasıl tahrif edilirmiş? Resmi tarih bekçilerine ithaf olunur. Kadın kişiliğini Hıristiyanlıkta bulduysa haçıyla mı uğraşmalıyız. Unutulmasın sevgili babası papazdı ve kendisi Kanuni’den sonraki bütün yüce Osmanlı Hanlarının büyükannesidir. Hoşgörü tacirlerine ithaf olunur.

HAREM AHLAKSIZLIK
Bir de harem harem, ahlaksızlıklar diye tutturdular. Hürrem daha Hürrem olmadan Aleksandra iken kendini Sultan Süleyman’a fark ettiriyor. Önce kişiliği ve başkaldırısıyla, sonra kıvrak dansıyla. Tabi ki, bunda kadınsı bir işve var. Hürremin entrikacı amaçları da var. Ama dizide Aleksandra’nın Sultana sunulmasında bir takım harem erbabının veya annesinin tavsiyeleri olsaydı ve aslanım tam dişine göre diye koynuna gönderselerdi, ya da Sultan kafes arkasından gözetleyip, bunun eti butu iyi, akşama gönderin deseydi örfe adete daha mı uygun olacaktı? Doğru yanlış bugüne kadar yaratılan imaj buydu. Şimdi mi aklınıza geldi örf adet. Gayet örfi olarak gördü, aldı, sevdi. Belki etini butunu sevdi, belki kişiliğini sevdi. Kime ne.? Adam koskoca cihan padişahı. Dedikodusu size mi düştü. Aslında diziyi taltif etmek gerekir pespayeliğe düşmediği için. Muğlak konuları düzgün yorumladığı için. Ahlak bekçilerine ithaf olunur.
Karşısındakini kul olarak görmek isteyen ve birey hakkını (insan hakkını) önemsemeyenler kendileri için de bir şey yapamazlar. Çünkü kul hakkının altında ezilirler. Zihinleri sadece hükmetmeye kilitlenmiştir. Düşünemezler. Yorumlayamazlar. Kalkınamazlar, adaletli olamazlar,demokrat hiç olamazlar. Bu gibiler yasa da yapamazlar, ellerine yüzlerine bulaştırırlar. Anayasa hiç yapamazlar . Çünkü anayasa devletin değil, hakim olan devlete karşı bireyin hakkını korumak için yapılır. Böyle bir nosyonları yoktur. İlerde Kanuni lakabını alacak olan Sultan Süleyman ise daha baştan çok adaletli gösterilmekte. O günün şartlarına göre bugünkülere kıyasla çok daha demokrat. Bir kere sosyal bir kişilik. Tanımadığı matrakçıyla bile bet tutuşabiliyor. Demokrasi bekçilerine ithaf olunur.
Sultan Süleyman daha şehzadeyken devlet işlerine kafa yormuş. Başa geçtiği gün ne yapacağını biliyor. Dünyayı incelemiş. Avrupa devletlerinin politikalarını ve durumlarını onlar kadar belki daha iyi yorumlayabiliyor. Dizide haremden başka şey yok diyenlere, Papanın yorumlarını hatırlatırım. Yerini konumunu gücünü bilen politika ve doğru strateji üreten bir hükümdar var karşımızda. Yalnız içte değil dış politikada da hakim. Shengen-Şamgen demiyor.


TOTALİTERİZME DOĞRU
Aslında kopartılan yaygaranın ve karalamanın bir tek nedeni var. Onu dizinin danışmanı tarihçi Erhan Afyoncu bir televizyon dizisinde tarihçi kişiliğiyle belirti. Erhan Afyoncu’yu hepimiz tanırız. Muhafazakar kesimdendir. Kendisi de bunu saklamaz açık açık söyler. Türk beşleri konusundaki talihsiz benzetmeye katılmasından dolayı da birçok kişinin tepkisini almıştır. Onun açısından talihsiz bir beyandır bu. Hatalıdır. Ancak tarihçi bilinciyle yukarda sıraladığım örneklere falan girmeden genel görünüm üzerinden yorumlayarak çok doğru bir teşhiste bulundu. Moderatörün bu koparılan gürültünün nedeni ne olabilir sorusuna çok kesin bir yanıt verdi. “Türkiye totaliterizme doğru gidiyor”, dedi. Yiğidi öldür hakkını yeme.     Çok doğru işte işin aslı bu. Sonuç olarak diyebiliriz ki, bilinçli birey görmek birilerini rahatsız etmiştir.
İçinde bulunduğumuz totalirizme doğru yolculuğun taktiği ise Anglo Saksonların icad ettiği modern bir kültürsüzleşme eylemini gerektirir. Bu tarihi sessizleştirmedir(Silenceing the History). Burdaki yöntem şudur Önce tarihten soğutulur, kişi tarihe küstürülür ve ardından unutturulur. Bunu politika için ve kültür için de uygularsınız. Sonra yeni bir toplum modeli yaratmak istediğinizde unutulan tarihin yerine biçimlemek istediğiniz insanı yaratacak yepyeni çarpıtılmış tarih sunarsınız ve o toplumu değiştirmeye başlarsınız. Elli altmış yıldır yapılan budur. Lise tarih kitaplarından başlayarak tarih önce sevimsizleştirilmiş. Sonra çekilmez kılınarak nefret ettirilmiş ve unutturulma noktasına gelinmiştir. Bu vehameti durduran ve Türkiye tarihini kurtaran gene Osmanlı’nın büyük bir İmparatorluk olmasıdır. İmparatorluk olmanın baş şartı kayıt tutmaktır. Büyük imparatorluklarının hepsi çok detaylı ve sağlam kayıt ve büyük arşivlerle yaşamını sürdürmüş ve bu arşivleri sayesinde bugün anlaşılır olmuşlardır. Osmanlıdaki bu özellik Selçukluda yoktur, ya da kaybolmuştur, bu nedenle de yalnızca daha eski olduğu için değil eldeki kayıt azlığından dolayı Selçuklu tarihini incelemek, hele daha eski Türk tarihini incelemek zordur. Son yıllarda tarihe ilgi açısından büyük bir gelişme hatta patlama olmuş, tarihimiz incelenmeye ve gençler ilgi duymaya başlamışlardır. Bu nedenle ne kadar çabalarsanız çabalayın tarih konusunda Türk aydınının çarpıtılması artık pek olası değildir. Çünkü özellikle gençlik tarihi sevmeye ve tarihle ilgilenmeye başlamıştır. Empoze edilmek istenen çakma tarihe ancak cahiller itibar eder, cehaletin cürmü ise zamanla ancak kendini yakar. Muhteşem Yüzyıl dizisi etrafında koparılan yaygaranın temeli de budur, sonucu da hüsran olacaktır.


ALEVİLİK
Bu taktik aynı zamanda Aleviler için de yüzyıllardan bu yana uygulanmaktadır. Aleviler köklerinden kopartılıp tarih ve bilinçlerinden uzaklaştırılmıştır. Nice köklü Alevi ailelerinin çocuklarını bilirim, bu konuda benim kadar bile bilgileri yoktur. Şimdi okul ders kitaplarına konulacak Alevi müfredat ise çok büyük ölçüde çarpıtılmış olacaktır. Ne ki, Alevi toplumu önderleri bu konuda bilinçlidir ve sanırım bunu önleyebileceklerdir. Aynı yöntemle, cehaletten yararlanılarak İngiliz ajanlarının teşviki ile 19.yy da Arabistanda yepyeni bir mezhep olarak Vahabilik yaratılmıştır. İngilizin yarattığı tamamen bir mezheptir. Sonuçları malumdur.
En çarpıcı örnek ise 12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra büyük bir baskıyla uygulanan depolitizasyondur. İki hatta üç kuşak çeşitli baskı ve yöntemlerle her türlü politikadan uzaklaştırılmış ama, sonuç olarak kaos doğmuştur. Depolitizasyon yanında ağır bir kültürsüzleşme ile karşılaşılmıştır, dış eksenli popüler kültür zirve yapmıştır. Ancak gençlerimiz bunun farkına varmış, yeni yeni çabalar ortaya koymaya başlamışlardır.
Beylik sözdür ama unutulmamalıdır:  Geçmişini bilmeyen bu günü anlayamaz, geleceğini kuramaz. Her ne ise tarihini kabullenemeyen ve onunla yüzleşemeyenin alnına çarpık bir geçmişi, bu günü ve geleceği çakarlar. Bunlardan dolayı Muhteşem Yüzyıl dizisinin çok önemli bir sosyolojik kültürel olguyu yarattığını söyleyebiliriz. Bırakın eleştirsinler, altında ezileceklerdir.
Diziyi yaratılan vahim yaygara nedeniyle dramaturji açısından ele alıp asıl tehlike üzerinde durduk. Hakkını yemeyelim sinema tekniği açısında ışık, dekor özellikle kostümler, müzik, kurgu, kamera ve oyunculuk açısından çok üst düzeyde olduğunu da söyleyelim. Dizi çalışanları bu asıl tehlikenin öneminden dolayı işin aslına ağırlık verip, onlara iki satırlık ver vermiş olmamızı bağışlasınlar. İşin aslı hepimiz için her şeyden daha önemli. Muhteşem Yüzyıl dizisi de güzel olmasının yanında bunu ortaya çıkarttığı daha da önemli.
İbrahim Karamemet
Odatv.com